SON DAKİKA
Hava Durumu

MADEN RUHSATI VE AHLAKSIZ TEKLİF!

Yazının Giriş Tarihi: 07.04.2026 15:13
Yazının Güncellenme Tarihi: 07.04.2026 15:29

At, avrat, silah üçlemesi ile şekillendirilen toplumsal hafıza, günümüzde; makam, para, biat olarak kültürüne evrimleşmiş durumda. Ceza evleri; namuslu eşine sadece laf edildiği için ya da bir karış toprağına tecavüz edildiği için kurşun sıkan sayısız insana ev sahipliği ediyor.
Coğrafyanı kader olduğu tezinin doğru olduğunu ispata yetecek kadar arazi kavgalarına ve namus davalarına dair mahkeme tutanakları devletin arşivinde duruyor.
Öyle ise bu neyin kafası?
Ekilebilir alanların kıtlığı herkesin malumu iken, Karadeniz insanı teraslama yaparak kazandığı tarım arazisine sığdırdığı mazisini ve inşa ettiği hayat tarzını, nasıl terk edecek?
Ankara’nın göbeğinde oturup, milyonlarca insana tesir edecek ve hayırla yâd edilmeyecek kararların altına imza atanlara sormak gerek; nikâhlı eşinize, ahlaksızca yapılan tekliflere kayıtsız kalır mıydınız? Lüks evler, son model arabalar, altınlar, pırlantalar, limitsiz kredi kartları vaat edilerek “Boşan gel!” deseler ne düşünürsünüz?
Karadenizlinin, Ordulunun, Fatsalının içinde bulunduğu durum, tam da bu!
Tarihinin şekillendiği, köklerinin bulunduğu, kültürünü var ettiği bu toprakları nasıl terk etsin?
8 Nisan 2026’da; Sazcılar, Yedikapı ve Naldöken’de, 9 Nisan 2026’da ise Kabakdağı, Sefaköy, Demirci, Tepecik, İnönü, Yeniyurt, Bağlarca, Kılıçlı ve Güvercinlik’te ömür sürmüş vatan evlatları açısından hiç de hayırla yâd edilmeyecek!
Yapılacak ihaleler ile sürgün hayatına maruz bırakılacak vatandaşların, vatan toprağı bildiği yerlerden asırlar sonra sürgün edildiği savaş yıllarındaki durumdan farkı ne olacak?
Orman alanlarının %65’ini, tarım alanlarının %76’sını, meraların %64’ünü ve iskân alanlarının %78’ini madenlere ruhsatlandırılmak, kâğıt üzerinde bir detay gibi görünse bile sahadaki karşılığı kabul edilebilir bir durum değildir.
Sayın Dr. Mehmet Hilmi Güler ilk bakanlığı döneminde de Ordu’nun yüzde 70’nin maden yatağı olduğunu beyan etmişti. Yıllarca da bakanlık yaptı ve nihayetinde Ordu’nun iki dönemdir büyükşehir belediye başkanlığı görevini yürütüyor.
Bentonit madenlerinden alınacak payın dışında sesi soluğu çıkmıyor!
Memleketin neredeyse tamamının maden ocağına döneceği anlaşılan haritalara bakıldığında ister istemez şu soru insanın aklına geliyor. İnsanların yaşamadığı coğrafyada neyin belediyeciliğini yapacaksınız?
Ekilebilir alanların olmadığı, içilebilir suyun kalmadığı, solunacak havanın tüketildiği bir Ordu’nun tarihi yazılırken, size dair bölümde kaleme alınan ifadelerde nasıl bir kimlik ve karakter olarak yer alacağınızı hiç düşündünüz mü?
“Eseriniz ile övünebilirsiniz!” diyenler de çıkabilir lakin o kesim içerisinde bu memleketin insanı olmayacaktır.
Sahadaki etkisinin akşamdan sabaha görülmeyeceği ancak yıllar sonrasındaki manzaranın bugünden belli olduğu herkesin malumu, ehil ve yetkililerin (!) ise sessiz sedasız olan biteni izlemekle yetindiği aşikâr.
Mevkilerini ve makam odalarını zırhlı gören, erişilme olmayı da ayrıcalık sayan ve dahi mabadına güvenen bir siyasi aktör varsa çıksın meydana, izah etsin de görelim. Zira bu millet, bu tavrın hesabını bürokrattan değil, siyasiden sorar. Faturayı da siyaset öder.
Hele ki son seçimlerde kıl payı koltuğuna yeniden oturan ve Ordu Büyükşehir Belediye Başkanlığı için tekraren aday olacağı dillendirilen Sayın Dr. Mehmet Hilmi Güler’den nasıl bir açıklama geleceği merak konusu.
Her ne kadar top Ankara’ya atmak istense de ne o bürokratlar ne de Ankara’nın çarkından menfaat bulanlar istemeyecek vatandaşlardan oyu.
Alıp kabul ettiğim bir hususa da pencere açayım.
İktidarlar değişse de hükümetler aracıyla devletlerin yeraltı zenginliklerini gün yüzüne çıkartma arzusundan vaz geçmeyeceklerine inan, coğrafyada varlığını sürdürmenin, güçlü ve kimsenin yan gözle bak(a)mayacağı bir ülke inşa etmenin zaruret olduğuna inana birisi olarak, ödediğimiz bedellere değeceğine dair endişelerim var.
Giderden ziyade gelirin öncelendiği düzende; kasaya ne kadar koyarsak koyalım, sürekli açık verdiğini yaşayarak tecrübe edinmiş neslin bir ferdi olarak, yeni bedellere sesiz kalınmayacağını altını kalın çizgiler ile vurgulamak isterim.
Eskiden “Orada bir köy var uzakta” derdik, şimdi ise “Orada bir kalacak mı? Endişesi ile haftanın belirli günlerinde eylem yapmayı, baş tacı ettiğimiz devlet ile karşı karşıya gelmeyi tasavvur edemiyorum.
Ordulunun geçim kaynağı fındığı bitirmek için doğaya salındığı ve oyalamak içinde faydası tartışılır ilaçlamalar ile meşgul edildiği kokarcanın, arazileri değersizleştirerek satışının kolaylaşmasına ve dahi istimlak bedellerinin düşürülmesine hizmet edeceği iddiası; tazeliğini korurken…
Bizi, biz olmaktan çıkartmayın!
İnsanların yaşam hakkına kast eden terör örgütlerine geçit vermeyen coğrafyanın insanlarına, bu zulmü etmeyin!
Tekraren söylüyorum; insanların nikâhlı eşlerine, ahlaksızca tekliflerde bulunmayın.
Sel gider, kum kalır.
Asıl asaletini her yerde korur da vekâlet verdiklerimiz rezil olur.
Demedi, demeyin!

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.