SON DAKİKA
Hava Durumu

ALMAN USULÜ VE KİMLİK KAYBI

Yazının Giriş Tarihi: 10.03.2026 15:55
Yazının Güncellenme Tarihi: 10.03.2026 15:55

Anadolu’da asırlardan beri devam eden güzel alışkanlıklarımız vardır. Bu alışkanlıklar fertler arasındaki gönül bağını kuvvetlendirir. Bazen fertler, bazen aileler, bazen de bölgeler arası dostluğu pekiştirir.
Düşküne yardım etmek, yolda kalmışa yoldaş olmak, aç kalmışla ekmeğimizi bölüşmek, dışarıda kalmışsa “Tanrı misafiri” diye adlandırdığımız ve onu misafir etmemiz hep güzel alışkanlıklarımızdandır.
Zaman ilerledikçe “menfaatler” öne çıkınca bahsettiğimiz güzel alışkanlıklarımızdan yavaş yavaş uzaklaşıyoruz. Bu de ferler arasındaki ünsiyeti zedeliyor.
Bugün bir çay ocağına uğradığınızda tanımadığınız kişiler size çay ikramında bulunabilir. Bir kenarda sofra kurmuş kişilerin yanından geçerken ısrarlı bir davet alabilirsiniz.
Bahsettiğim bu alışkanlıklar yazılı bir metinden alınmamış olup zaman içinde “anane” haline gelmiş. Ve bir milletin “karakteri” olarak kabul görmüştür. Kısaca “bize” has davranışlardır.
Yetmişli yıllarda o zaman ismi Batı Almanya olan ülkeye işçi akımı oldu. Anadolu’nun masum ve fakir insanları oralarda işçi olarak çalışmaya başladı. Ne giden gittiği yerden haberdardı, ne de arkada kalanlar nasıl bir yere gittiklerini biliyordu. O zamanlar her gurbetçinin genel adı “Alamancı” olarak biliniyordu.
Aradan biraz zaman geçti. Gurbetçilerden yurda tatil amaçlı dönenler oldu. Tabii olarak bir merak konusuydu. Oralarda ne yerler, ne içerler, ne iş yaparlardı? Ancak tatile gelenler Anavatanda kalanları sükûtu hayale uğrattılar. Çünkü giderken ekmeğini bölüşen vatandaşlarımız tuhaf bir tutumluluğun içine girmişlerdi.
Yok iken paylaşan bu insanlar var iken neden paylaşmaktan imtina ediyorlardı?
İşin en tuhaf tarafı bir çay ocağına giden bu kişiler, kendi içtikleri çayın ücretini kendileri ödüyorlardı. Ne ikram kabul ediyorlar ne de ikram ediyorlardı. Hatta yerlilerden bir cüzamlıdan kaçar gibi kaçıyorlardı. Sanki onların paralarına el konacakmış gibi.
Aradan geçen uzun zaman sonra mesele anlaşıldı. Meğer Almanya’da herkes hesabını kendisi ödüyormuş. Hatta Türkiye’den gidenlerin onlara ikram etmelerini hayretle karşılıyorlarmış. Buradan giden işçilerimiz ilk zamanda Anadolu insanı gibi davrandığından Almanya’da tanıdıklarına da ikramda bulunuyorlarmış. Daha sonra Türkiye’den giden işçiler de onlara benzemeye başlamış. İsmine “Alman usulü” denilen bir adet geliştirmişler.
Avrupa’ya ilk giden nesilden bazıları Anadolulu özelliğini korurken, bir sonraki nesil iki arada bir derede denilen yerde kalmış. Üçüncü nesil ise Türkçe konuşan Batılı gibi olmuş. Kimlik bilgilerinin ve dedelerinin izahatları dışında Anadolulukla bir lakası kalmamış.
İşin hazin tarafı Avrupalı bunları hala Anadolulu olarak görürken, gidenler ise kendilerini Avrupalı olarak görüyormuş. Tam bir “kimliksizlik” hali. Kimliksizlik zamanla şahsiyetsizliğe dönüştüğü de olmuş.
Şimdi oralarda “Kendini Avrupalı olduklarını sananlarla; Avrupalının onları kendinden saymamaları arasında sıkışmış bir toplum.
Her ne kadar bütün hayat tarzları Avrupalı gibi olsa da Avrupalıların onları hala kabullenmesi de başka bir durum.
Yarın iki ülke arasında bir husumet çıksa üçüncü nesil nasıl davranacak? Üçüncü nesle Avrupalı nasıl davranacak? Bütün bunlar şimdilik muamma…
Atalarımızın “İki cami arasında binamaz” dedikleri şey bu olsa gerek. Mesele kendini bilmektir. Adetler kaybolunca kimlikler de kayboluyor…

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.