Eskiden ismi başşehirdi. Şimdi başkent oldu. Yani ismi…
Bizim de ara sıra yolumuzun düştüğü oluyor. Mademki ülkemize ait 81 ilden biri hepsine de “pasaport” kullanmadan gidebiliyoruz.
Ne zaman Ankara ismini duysam aklıma hep üç şey gelir. Bunlardan ilki tarihin iki büyük cihangiri olan Yıldırım Bayezid ile Emir Timur. Türk tarihi açısından şanssız bir savaş olmuş. İşin teferruatı şimdilik bizi alakadar etmiyor.
İkincisi ise Osman Yüksel Serdengeçti. Ankara ilgili ilginç bir tespitte bulunmuştu yaşadığı dönemde. O konu hakkında da yazmayalım.
Üçüncüsü ise Yeni Türk Edebiyatının bence zirve şairi Yahya Kemal Beyatlı. Yahya Kemal belli ki Ankara’ya fazla ünsiyet beslemezmiş ki ona bir gün; “Üstad, Ankara’nın hiç mi bir şeyini sevmiyorsun?” demişler. O da bu soruya “İstanbul’a dönüşünü” diye cevap vermiş.Günümüzde hızla “betonlaşan” ülkemizde, Ankara bundan muaf olacak değil ya. Ülkemizin diğer illerinde olduğu gibi her yer beton ve işyeri isimleri. İşyeri isimleri dedikse aralarında Türkçe yazan tabelalar da var. Yani hepsi bizim anlamadığımız lisandan değil.
İşin tuhaf tarafı Ankara’da bulunan tabelalarda yazılan yazılar Latin alfabesi olmasına rağmen kelimelerin bazıları hangi ülkeye ait olduğu belli değil. Muhtemelen yaşayanların bir nesli vardır.
İnsanlar bir yandan diğer yana akar gibi geçerken;nereden gelip nereye gittiğini ancak kendileri biliyor olmalı. Beton yığınları hariç diğer her şey hareketli. Otomobiller ve insanlar.
Hareketli olanlara sokak hayvanları ve rüzgârın tesiriyle sallanan yaprakları da dâhil edebiliriz.
Serde, sağı solu gözlemek gibi bir alışkanlık olunca; insan ister istemez her şeye dikkat kesiliyor. Ben de birkaç günlüğüne geldiğim bu şehri gezerken bir takım düşüncelere kapılıyorum.
Emir Timur ile Yıldırım yaşamıyor. Her fani gibi onlar da dünyaya veda ettiler.
Osman Yüksel Serdengeçti’de yaşamıyor. Yaşasa şimdi ne derdi onu bilmiyorum.
Yahya Kemal Beyatlı günümüzde yaşasaydı yine Ankara için “İstanbul’a dönüşünü” seviyorum der miydi?
Kısaca mazisi tuhaf bir il.
Şehri taşıt ile dolaşırken bir de ne göreyim?
Toprak…
Evetevet, toprak…
Bir muhitten diğerine geçerken bazı yerlerinde; tabii otlar olan toprak. Az ileride kullanılıp bırakılan bir kulübe yıkıntısı.
Daha büyüyemeden kurumuş bir ağaç…
Toprağın rengi açık kahverenginden koyu kahverengine doğru değişiyor. Ayrıca yumurta büyüklüğünü geçmeyen taşlat ve çakıllar.
Onca gökdelenlerin bulunduğu, milyonların yaşadığı, otomobillerin her markasının resmigeçit yaptığı şehirde bulunan çakıl taşları…
İnsan ister istemez “mayasını” hatırlıyor. Maya mühim! Bazen tutmayabilir.
Neyse Ankara’nın betonuna da baktık taşına da…
Betonu diğer yerlerdekine benziyor da taşı biraz farklı. Onca betonun arasında kendine yer bulmuş ancak kimliğini korumaya çalışıyor. E mayası sağlam olan taşlar, taşlığını muhafaza eder de diğerleri günün birinde “beton” olup çıkar. Milyonlarca ton beton arasında “mayalı” kalmak zor…
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
ZEKİ ORDU
ANKARA’NIN BETONUNA BAK
Eskiden ismi başşehirdi. Şimdi başkent oldu. Yani ismi…
Bizim de ara sıra yolumuzun düştüğü oluyor. Mademki ülkemize ait 81 ilden biri hepsine de “pasaport” kullanmadan gidebiliyoruz.
Ne zaman Ankara ismini duysam aklıma hep üç şey gelir. Bunlardan ilki tarihin iki büyük cihangiri olan Yıldırım Bayezid ile Emir Timur. Türk tarihi açısından şanssız bir savaş olmuş. İşin teferruatı şimdilik bizi alakadar etmiyor.
İkincisi ise Osman Yüksel Serdengeçti. Ankara ilgili ilginç bir tespitte bulunmuştu yaşadığı dönemde. O konu hakkında da yazmayalım.
Üçüncüsü ise Yeni Türk Edebiyatının bence zirve şairi Yahya Kemal Beyatlı. Yahya Kemal belli ki Ankara’ya fazla ünsiyet beslemezmiş ki ona bir gün; “Üstad, Ankara’nın hiç mi bir şeyini sevmiyorsun?” demişler. O da bu soruya “İstanbul’a dönüşünü” diye cevap vermiş.Günümüzde hızla “betonlaşan” ülkemizde, Ankara bundan muaf olacak değil ya. Ülkemizin diğer illerinde olduğu gibi her yer beton ve işyeri isimleri. İşyeri isimleri dedikse aralarında Türkçe yazan tabelalar da var. Yani hepsi bizim anlamadığımız lisandan değil.
İşin tuhaf tarafı Ankara’da bulunan tabelalarda yazılan yazılar Latin alfabesi olmasına rağmen kelimelerin bazıları hangi ülkeye ait olduğu belli değil. Muhtemelen yaşayanların bir nesli vardır.
İnsanlar bir yandan diğer yana akar gibi geçerken;nereden gelip nereye gittiğini ancak kendileri biliyor olmalı. Beton yığınları hariç diğer her şey hareketli. Otomobiller ve insanlar.
Hareketli olanlara sokak hayvanları ve rüzgârın tesiriyle sallanan yaprakları da dâhil edebiliriz.
Serde, sağı solu gözlemek gibi bir alışkanlık olunca; insan ister istemez her şeye dikkat kesiliyor. Ben de birkaç günlüğüne geldiğim bu şehri gezerken bir takım düşüncelere kapılıyorum.
Emir Timur ile Yıldırım yaşamıyor. Her fani gibi onlar da dünyaya veda ettiler.
Osman Yüksel Serdengeçti’de yaşamıyor. Yaşasa şimdi ne derdi onu bilmiyorum.
Yahya Kemal Beyatlı günümüzde yaşasaydı yine Ankara için “İstanbul’a dönüşünü” seviyorum der miydi?
Kısaca mazisi tuhaf bir il.
Şehri taşıt ile dolaşırken bir de ne göreyim?
Toprak…
Evetevet, toprak…
Bir muhitten diğerine geçerken bazı yerlerinde; tabii otlar olan toprak. Az ileride kullanılıp bırakılan bir kulübe yıkıntısı.
Daha büyüyemeden kurumuş bir ağaç…
Toprağın rengi açık kahverenginden koyu kahverengine doğru değişiyor. Ayrıca yumurta büyüklüğünü geçmeyen taşlat ve çakıllar.
Onca gökdelenlerin bulunduğu, milyonların yaşadığı, otomobillerin her markasının resmigeçit yaptığı şehirde bulunan çakıl taşları…
İnsan ister istemez “mayasını” hatırlıyor. Maya mühim! Bazen tutmayabilir.
Neyse Ankara’nın betonuna da baktık taşına da…
Betonu diğer yerlerdekine benziyor da taşı biraz farklı. Onca betonun arasında kendine yer bulmuş ancak kimliğini korumaya çalışıyor. E mayası sağlam olan taşlar, taşlığını muhafaza eder de diğerleri günün birinde “beton” olup çıkar. Milyonlarca ton beton arasında “mayalı” kalmak zor…