Bu cümleyi Turgut Akça’nın “Şehir Yürüyüşleri” adlı eserinde, yazar hakkında bilgi verilirken okudum.
Yazarın “Şehir Yürüyüşleri” adlı eserini okurken sadece bilgilenmedim, bir şehri tanımak için nelere dikkat edilmesi gerektiği hususlarında da bilgiler edindim. Her kitap bir muallimdir…Biz gelelim yazımızın başlığına.
Aslında, yazının başlığı olmadan evvel bir kitabın ismini taşıyor. “Ayağını Yitiren Ayakkabı” Turgut Akça’ya ait bir eserin ismi. Ben bu kitabı okuduktan sonra kaç kitap daha okudum bilmiyorum ama kitap hakkında aldığım notlar bir kenarda duruyordu. Zaman da benim aleyhime işliyordu. Yazmak için şimdi fırsat bulabildim. Ne de olsa “Dünya gailesi” diye bir kavram girmiş hususi hayatımıza.
Şimdi bahsedeceğim kitap KDY tarafından neşredilmiş olup 146 sayfadan ibaret. Eser 37 başlık altında toplanmış. Kâhhikâye, kâh hatıra, kâh deneme, kâh ise sohbet tadında seyrini sürdürmüş. Eserde bazen yerel kelimeler de kullanılmış. Mesela “ırganmak” bunlardan biri. Tuttuğum notlar bir yazıya sığar mı? Hayır! Olsun! Yanımda bulunsun gün olur başka yazılarımda kullanırım.
Turgut Akça; şehir hakkında bilgi verirken “Namaz vakti öncesi, bir şehrin esnafı namaz hazırlığı yapıyorsa o şehir güzeldir” diyor. (1)
İnsanı tarif ederken “ Bir insanın olgunlaşmasının bütün nüvelerini görmek mümkündür başaklarda. (2)
Şehir ve insan, köy ve insan, toprak ve insan…
Her insan yaşadığı sosyal konum olarak köylü ve şehirli olarak ikiye ayrılır. Köy demek toprak demek. Toprak demek “rızık” demek... Ancak dünya mekânında “köylü” ve “şehirli” denildiği zaman akla ilk gelen “cahil” ve “medeni” kavramları oluyor. İşte yazarımız burada fikrini belirtiyor ve “ Toprağı işleyen insanımıza eğitimsiz ve vasıfsız gözüyle bakmak gibi yanlış bir anlama var” diyor. (3) Maalesef böyle bir bakış açısı var. Ancak hiç de hakkaniyet ölçülerine uymayan kibirli bir bakış açısı bu. Turgut Akça bu bakış açısını kendi üslubunca kaleme alıyor. Böyle düşünenleri de “ifşa” ediyor edebi olarak.
Neslin devam edebilmesi için bazı şartlar vardır. Hayatta kalmak, üremek ve bunların bir şekilde elzem olduğunu insanlığa anlatmak. Burada Turgut Akça devre giriyor. “Oysa sofra kurmak, yuva kurmak ve cümle kurmak, birbirini tamamlayan halkalar” diyor. (4)
Kelimeler bazen yazıldığından ve söylendiğinden farklı anlamlar ihtiva eder. Cemil Meriç; “Kuşlara benzer kelimeler, odana dolar bir akşam. Nereden gelirler bilinmez. Kâh çığlık çığlığadırlar, kâh sesleri işitilmez” şeklinde ifade etmiş kelimeleri.
Kelimeler bazen mücerret, bazen müşahhas şeyleri ifade eder. Mecaz ve hakikat iç içedir kelimelerde. Yazar, Ayağını Yitiren Ayakkabı” adlı eserinde kapı için ne diyor görelim: “Kapı; mekân, ev, hane anlamına da gelir aynı zamanda.” (5)
Kapı…
İnsanın girecek bir kapısı olmalı… Gidecek kapısı olmalı…
Kapı; koruyan, saklayan…
Ve mahremiyet…
Kapı, mühim bir ifade… Bizim, bizden, bize has…
Hakk kapısına ulaşmak lazım…
Bunlar için de bazı şeylerin farkında olmak lazım. Eskilerin tabiriyle bazı şeylerin “Künhüne vakıf olmalı” insan…
Sözü yine Turgut Akça’ya bırakalım.
“Düşünmek, idrak etmek, muhakeme etmek, zamanın farkına varmak, zamanı bereketlendirir.” ( 6 Sayfa 144
Son sözü de Üstad Necip Fazıl Kısakürek söylesin. “Zamanın raksı ne bir yuvarlakta?/ Sonum varmış, onu öğrensem asıl.”
Dipnot:
1- Sayfa 29
2- Sayfa 61
3-Sayfa 73
4- Sayfa 88
5- Sayfa 122
6- Sayfa 144
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
ZEKİ ORDU
AYAĞINI YİTİREN AYAKKABI
Bu cümleyi Turgut Akça’nın “Şehir Yürüyüşleri” adlı eserinde, yazar hakkında bilgi verilirken okudum.
Yazarın “Şehir Yürüyüşleri” adlı eserini okurken sadece bilgilenmedim, bir şehri tanımak için nelere dikkat edilmesi gerektiği hususlarında da bilgiler edindim. Her kitap bir muallimdir…Biz gelelim yazımızın başlığına.
Aslında, yazının başlığı olmadan evvel bir kitabın ismini taşıyor. “Ayağını Yitiren Ayakkabı” Turgut Akça’ya ait bir eserin ismi. Ben bu kitabı okuduktan sonra kaç kitap daha okudum bilmiyorum ama kitap hakkında aldığım notlar bir kenarda duruyordu. Zaman da benim aleyhime işliyordu. Yazmak için şimdi fırsat bulabildim. Ne de olsa “Dünya gailesi” diye bir kavram girmiş hususi hayatımıza.
Şimdi bahsedeceğim kitap KDY tarafından neşredilmiş olup 146 sayfadan ibaret. Eser 37 başlık altında toplanmış. Kâhhikâye, kâh hatıra, kâh deneme, kâh ise sohbet tadında seyrini sürdürmüş. Eserde bazen yerel kelimeler de kullanılmış. Mesela “ırganmak” bunlardan biri. Tuttuğum notlar bir yazıya sığar mı? Hayır! Olsun! Yanımda bulunsun gün olur başka yazılarımda kullanırım.
Turgut Akça; şehir hakkında bilgi verirken “Namaz vakti öncesi, bir şehrin esnafı namaz hazırlığı yapıyorsa o şehir güzeldir” diyor. (1)
İnsanı tarif ederken “ Bir insanın olgunlaşmasının bütün nüvelerini görmek mümkündür başaklarda. (2)
Şehir ve insan, köy ve insan, toprak ve insan…
Her insan yaşadığı sosyal konum olarak köylü ve şehirli olarak ikiye ayrılır. Köy demek toprak demek. Toprak demek “rızık” demek... Ancak dünya mekânında “köylü” ve “şehirli” denildiği zaman akla ilk gelen “cahil” ve “medeni” kavramları oluyor. İşte yazarımız burada fikrini belirtiyor ve “ Toprağı işleyen insanımıza eğitimsiz ve vasıfsız gözüyle bakmak gibi yanlış bir anlama var” diyor. (3) Maalesef böyle bir bakış açısı var. Ancak hiç de hakkaniyet ölçülerine uymayan kibirli bir bakış açısı bu. Turgut Akça bu bakış açısını kendi üslubunca kaleme alıyor. Böyle düşünenleri de “ifşa” ediyor edebi olarak.
Neslin devam edebilmesi için bazı şartlar vardır. Hayatta kalmak, üremek ve bunların bir şekilde elzem olduğunu insanlığa anlatmak. Burada Turgut Akça devre giriyor. “Oysa sofra kurmak, yuva kurmak ve cümle kurmak, birbirini tamamlayan halkalar” diyor. (4)
Kelimeler bazen yazıldığından ve söylendiğinden farklı anlamlar ihtiva eder. Cemil Meriç; “Kuşlara benzer kelimeler, odana dolar bir akşam. Nereden gelirler bilinmez. Kâh çığlık çığlığadırlar, kâh sesleri işitilmez” şeklinde ifade etmiş kelimeleri.
Kelimeler bazen mücerret, bazen müşahhas şeyleri ifade eder. Mecaz ve hakikat iç içedir kelimelerde. Yazar, Ayağını Yitiren Ayakkabı” adlı eserinde kapı için ne diyor görelim: “Kapı; mekân, ev, hane anlamına da gelir aynı zamanda.” (5)
Kapı…
İnsanın girecek bir kapısı olmalı… Gidecek kapısı olmalı…
Kapı; koruyan, saklayan…
Ve mahremiyet…
Kapı, mühim bir ifade… Bizim, bizden, bize has…
Hakk kapısına ulaşmak lazım…
Bunlar için de bazı şeylerin farkında olmak lazım. Eskilerin tabiriyle bazı şeylerin “Künhüne vakıf olmalı” insan…
Sözü yine Turgut Akça’ya bırakalım.
“Düşünmek, idrak etmek, muhakeme etmek, zamanın farkına varmak, zamanı bereketlendirir.” ( 6 Sayfa 144
Son sözü de Üstad Necip Fazıl Kısakürek söylesin. “Zamanın raksı ne bir yuvarlakta?/ Sonum varmış, onu öğrensem asıl.”
Dipnot:
1- Sayfa 29
2- Sayfa 61
3-Sayfa 73
4- Sayfa 88
5- Sayfa 122
6- Sayfa 144