Bu yazımızı üç başlık altında toplayacağız. Yazının asıl başlığından da anlaşılacağı üzere; bayram, başbuğ ve şuara üzerinde duracağız.
Bayram:
Yılda iki defa inananları yakından alakadar eden bayramlardan “Kurban Bayramı” ismiyle bilinen bayram ardımızda kaldı. Kurallar gereği hali vakti yerinde olan ve kurban kesmeye niyet etmiş kişiler tarafından kurbanlar kesildi, namazların ardından bilinen vakte kadar teşrik tekbirleri getirildi ve bayram eda edilmiş oldu.
Başbuğ:
Mayıs ayının 29’unda İstanbul’un Fethi adına bazı programlar yapılır. Mayıs ayının son haftası Türk-İslam tarihi açısından çok mühimdir. Daha 21 yaşına girmiş genç Mehmet’in ordusu köhne Bizans’ı tarihin çöplüğüne havale etmiş ve yeni bir devrin başlamasına vesile olmuştur. Bu açıdan 29 Mayıs 1453 tarihi Müslüman Türkler açısından fevkalade mühimdir.
Burada savaşın sebebi ve sonuçlarını anlatacak değilim. Çünkü tarihçi değilim. Bu yazılanları ilkokul dört seviyesinde olan her öğrenci bilir.
Günümüzde, Fatih yaşında birine baba arabasını bile teslim edemezken ona devlet teslim edilmiş; o da bu zamana kadar İslam hükümdarlarının hem hayali, hem de rüyası olan İstanbul’u vatan sathına dâhil etmiştir. Ve artık tarihte “Bizans” isminde bir devlet olmayıp harici ve yerli temsilcileri olmuştur. Sadece devlet olarak yoktur. Gaye ve bu hususta gayret olarak bir hayli şahıs hem aramızda hem de başka ülkeler arasında vardır.
Kısaca II. Mehmet, nam-ı diğer Fatih bir başbuğdur. O İstanbul’u değil de İstanbul onu alsaydı ben şimdi böyle bir yazı yazamayacaktım. O olmasa ben olmayacaktım. Kim veya kimler olurdu onu bilecek bir ilme sahip değilim. Belki Fatih’te Alparslan için aynısını düşünüyor olabilir.
Türk-İslam tarihinin unutulmaz başbuğlarından Fatih her mayıs ayının son haftasında anılacaktır. Çünkü tarihe bir kahraman olarak geçmiştir. Tabii muarızları hariç…
Şuara:
Aslında kelime şairin çoğul şekli. Yani şairler demek. Ancak yazının mahiyeti itibariyle “şuara” olarak başlık atılmasının sebebi yazının muhteviyatı ile alakalı olmasındandır.
Ben yine üç şairden bahsedeceğim.
Bu üç şair belli dönemlerde “Sultanü’üş şuara” unvanıyla maruftur. Bunlar 15 yy. Ahmet Paşa, 16 yy. Bakî ve 20 yy. Necip Fazıl Kısakürek.
Biz bu üç “Sultanü’üş şura olarak bilinen şairden üçüncüsünü kaleme alacağız. Kaleme alacağız derken, Necip Fazıl Kısakürek öyle birkaç yazı veya kitap ile anlatılacak biri değil. Doğumu 26 Mayıs 1904 vefatı 25 Mayıs 1983 tarihlerine tekabül eder. Vefatı sırasında ben Tirebolu’da yeni göreve başlamış genç bir öğretmendim.
Tuhaf ki miladi zaman ölçerine göre mayıs ayının 26’sında doğmuş yine aynı gün defnedilmiştir.
Ülkede zor anlaşılan kişilerden biridir. Ülkede her bin kişiden biri Osmanlı hakkında “takribi” bilgiye sahipken Necip Fazıl Kısakürek’i hakiki manada tanıyanlar 10 binde bir kadardır. Yani künhüne vakıf olanlar sayılıdır.
Bir yerde okumuştum. Dinde “Cem-i zıddeyn caiz değildir” diye. Yani iki zıt şey aynı anda sevilmez. Bu durumu izah etmek için burası kâfi bir yer değil. Kendi tabiriyle “Bu ifritten sualin kılını çekmez akıl” mısraının mucibince işin bu tarafını bir yana bırakmak lazım. Yoksa bu mevzunun kaleme alınması “Sakarya’nın yokuş çıkmasından” zor. Hem de “Köpükten gövdesine kurşundan bir yük binen” Sakarya’nın.
Mayıs ayı içinde çok tarihler barındıran bir ay. Herkese sağlık ve huzur içinde nice bayramlar dilerken; Başbuğ Fatih ve Sultanü’ş şuara Necip Fazıl Kısakürek’e de rahmet dilerim.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
ZEKİ ORDU
BAYRAM BAŞĞBUĞ ŞUARA
Bu yazımızı üç başlık altında toplayacağız. Yazının asıl başlığından da anlaşılacağı üzere; bayram, başbuğ ve şuara üzerinde duracağız.
Bayram:
Yılda iki defa inananları yakından alakadar eden bayramlardan “Kurban Bayramı” ismiyle bilinen bayram ardımızda kaldı. Kurallar gereği hali vakti yerinde olan ve kurban kesmeye niyet etmiş kişiler tarafından kurbanlar kesildi, namazların ardından bilinen vakte kadar teşrik tekbirleri getirildi ve bayram eda edilmiş oldu.
Başbuğ:
Mayıs ayının 29’unda İstanbul’un Fethi adına bazı programlar yapılır. Mayıs ayının son haftası Türk-İslam tarihi açısından çok mühimdir. Daha 21 yaşına girmiş genç Mehmet’in ordusu köhne Bizans’ı tarihin çöplüğüne havale etmiş ve yeni bir devrin başlamasına vesile olmuştur. Bu açıdan 29 Mayıs 1453 tarihi Müslüman Türkler açısından fevkalade mühimdir.
Burada savaşın sebebi ve sonuçlarını anlatacak değilim. Çünkü tarihçi değilim. Bu yazılanları ilkokul dört seviyesinde olan her öğrenci bilir.
Günümüzde, Fatih yaşında birine baba arabasını bile teslim edemezken ona devlet teslim edilmiş; o da bu zamana kadar İslam hükümdarlarının hem hayali, hem de rüyası olan İstanbul’u vatan sathına dâhil etmiştir. Ve artık tarihte “Bizans” isminde bir devlet olmayıp harici ve yerli temsilcileri olmuştur. Sadece devlet olarak yoktur. Gaye ve bu hususta gayret olarak bir hayli şahıs hem aramızda hem de başka ülkeler arasında vardır.
Kısaca II. Mehmet, nam-ı diğer Fatih bir başbuğdur. O İstanbul’u değil de İstanbul onu alsaydı ben şimdi böyle bir yazı yazamayacaktım. O olmasa ben olmayacaktım. Kim veya kimler olurdu onu bilecek bir ilme sahip değilim. Belki Fatih’te Alparslan için aynısını düşünüyor olabilir.
Türk-İslam tarihinin unutulmaz başbuğlarından Fatih her mayıs ayının son haftasında anılacaktır. Çünkü tarihe bir kahraman olarak geçmiştir. Tabii muarızları hariç…
Şuara:
Aslında kelime şairin çoğul şekli. Yani şairler demek. Ancak yazının mahiyeti itibariyle “şuara” olarak başlık atılmasının sebebi yazının muhteviyatı ile alakalı olmasındandır.
Ben yine üç şairden bahsedeceğim.
Bu üç şair belli dönemlerde “Sultanü’üş şuara” unvanıyla maruftur. Bunlar 15 yy. Ahmet Paşa, 16 yy. Bakî ve 20 yy. Necip Fazıl Kısakürek.
Biz bu üç “Sultanü’üş şura olarak bilinen şairden üçüncüsünü kaleme alacağız. Kaleme alacağız derken, Necip Fazıl Kısakürek öyle birkaç yazı veya kitap ile anlatılacak biri değil. Doğumu 26 Mayıs 1904 vefatı 25 Mayıs 1983 tarihlerine tekabül eder. Vefatı sırasında ben Tirebolu’da yeni göreve başlamış genç bir öğretmendim.
Tuhaf ki miladi zaman ölçerine göre mayıs ayının 26’sında doğmuş yine aynı gün defnedilmiştir.
Ülkede zor anlaşılan kişilerden biridir. Ülkede her bin kişiden biri Osmanlı hakkında “takribi” bilgiye sahipken Necip Fazıl Kısakürek’i hakiki manada tanıyanlar 10 binde bir kadardır. Yani künhüne vakıf olanlar sayılıdır.
Bir yerde okumuştum. Dinde “Cem-i zıddeyn caiz değildir” diye. Yani iki zıt şey aynı anda sevilmez. Bu durumu izah etmek için burası kâfi bir yer değil. Kendi tabiriyle “Bu ifritten sualin kılını çekmez akıl” mısraının mucibince işin bu tarafını bir yana bırakmak lazım. Yoksa bu mevzunun kaleme alınması “Sakarya’nın yokuş çıkmasından” zor. Hem de “Köpükten gövdesine kurşundan bir yük binen” Sakarya’nın.
Mayıs ayı içinde çok tarihler barındıran bir ay. Herkese sağlık ve huzur içinde nice bayramlar dilerken; Başbuğ Fatih ve Sultanü’ş şuara Necip Fazıl Kısakürek’e de rahmet dilerim.