SON DAKİKA
Hava Durumu

ÇORBADAN İÇİLEN YERDEN VİLLAYA GEÇME YOLU

Yazının Giriş Tarihi: 12.05.2026 16:46
Yazının Güncellenme Tarihi: 12.05.2026 16:47

Zaman ilerledikçe ihtiyaçların yanında çok şey değişiyor. Yeni nesil “para” ve “konfor” peşinde sadece yeni nesil mi? Yeni neslin bir önceki nesli ile başlayan bir anlayış bu. Başka bir tabirle, başka bir “anlayışsızlık” da diyebiliriz.
İlk bakışta çok şeyin çözümü “para” gibi görünse de öyle olmuyor bazen. Hayatımıza “doyumsuzluk” diye bilinen tabir girdikten sonra “varlıklı” aileler de mutsuz olmaya başladı. Eskiden “Varlıklı olmak” kimseye ihtiyaç duymadan hayatını idame ettiren kişilere deniyordu. Zaman ilerledikçe bu anlayış yok olamaya başladı.
Günümüz insanı mutlu değil aslında. Anlık mutlu oluyor ve kendinden daha müreffeh birini gördü mü sanki çok şeye ihtiyaçmış gibi davranıyorlar. Burada “görmemişlik” ile “Aç gözlülük” arasında ine bir çizgi var.
Artık bazı aileler ikinci bir evi olmadığı için mutsuz. Bazılarının iki evi olsa bile yazlığı olmadığı için karamsar. Hele çocuklarının arabalarından birinin park yeri olmaması devlet meselesi sanki.
Hâlbuki bu ailelerin önce bir evleri yoktu. Zaman içinde ev sahibi olmak istediler. Daha sonra arabaları olmadığı için üzüntü çektiler. Derken ikinci ev hayali kurdular. Ardından ikinci araba… Derken yazlık vs…
Bir de bakmışlar ki yarım asır arkalarında kalmış. Bir geçen yılara bakmışlar, bir de ulaştıkları servete. Ve ne zaman kavuştuklarına… Bu sefer de olmaz şeyler için bir üzüntü kaplamış içlerini. Ne den bu kadar varlık daha erken kapılarını çalmamıştı.
Etrafında kıt kanaat geçinenlere acımadılar bile. Hatta farkında bile olmadılar onların. Bir zamanlar kendileri de aynı yerden gelip “Ya kulum” denilince bu günlere gelmelerini kendinden bildiler. Atalarımızın “Kerameti kendinden menkul” sözüne göre hayat sürdüler hep.
Yakınlarında bulunan ve bir kış günü acıkmış halde eve gelen bir babanın önüne konulan sıcacık tarhana çorbasından aldıkları lezzeti alamadılar hiç. Garajdaki arabalar ve sayfiye yerlerindeki binalar da bir lezzet katmadı yediklerine. Tabiri caizse bazı kimseler yanında böbürlendiler. Böbürlenme işi kendinden daha fazla mal varlığına sahip olanların olduğunu görünce sona erdi. “Ben daha fazlayım” dedi biri. Artık mal varlığının mutlu etmediği yerdeydik.
Kendinden daha zengin olandaydı artık böbürlenme sırası. O da kendini geçen birini görünce çekildi kabuğuna. Yani sadece ülkenin en zengininin hakkıydı her şey.
Araya giren seneler sinir bozmaya başladı. Sene denilen bu vefasız kavram yerinde durmuyordu. Ölüme inansan bir dert inanmasan. Sen ölünce sahip olduklarını mirasçılar kullanacaklardı. Hem de hiç emek sarf etmeden ulaşacaklardı bu servete. Resmi kayıtlardaki “varis” olacaklar listesinde adı yazanlar yeni sahipleriydi artık.
Soğuk havada sıcak çorbasını içen kişi o çorbayı bulabildiğine şükretti. Her ne kadar ona fakir dedeler de. Bütün mesele “Karın doyurmaktı” sosyeteye göre “beslenmekti” bunun adı. Beslenme… Ne tuhaf kelime…

İnsanlara konforun nasıl bir şey olduğunu açıkladılar önce. Anlamayanlara “Sen fakirsin” dediler. “değilim” dedi çorba içen adam.” Çorba içen adam “Karnım doyuyor, daha ne olsun” dedi. Ona “hayır doymuyorsun” dedi varlıklı kişiler.
Çorba içen adam “Ne yapmam lazım?” diye sordu zengin olduğunu söyleyenlere. Zengin olanlar “Biz zamanı gelince sana söyleriz. Sen bizi takip et. Bir gün senin de iyi beslenirsin” dediler. Biz sana “Şartların nasıl değişeceğini söyleriz” demeyi de unutmadılar.
Zengin kişiler, çorba içen kişileri daha varlıklı yapmak için onlara nasıl bir yol gösterecek?
Ülke karnı açlar ile gözü açlar arasında bir mücadeleyi uzun süre daha sürdürecek gibi.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.