SON DAKİKA
Hava Durumu

ENTARİ 

Yazının Giriş Tarihi: 19.01.2026 15:43
Yazının Güncellenme Tarihi: 19.01.2026 15:44

“Entarisi ala benziyor” diye başlayan eski İstanbul türküsü var. Eski İstanbul diyorum çünkü İstanbul 1940 senesinden sonra farklı bir yerleşim yerine dönüştü.
Neyse konumuz İstanbul değil. Zaten olamaz da. Günümüz İstanbul’u gönüllü toplamla kampı oldu.
Biz gelelim asıl konumuza.
Entari; bundan yarım asır önce analarımızın kullandığı bir kıyafetti. Özellikle kırsal kesim kıyafetiydi. Mevsimine göre yapıldığı “kumaşı” değişirdi. Değişmeyen sadece deseniydi. Deseni değişmiyor dedimse; üniforma gibi sabit değildi. Daha çok çiçek desenli olsa da farklı motifler de kullanılırdı.
Kışın pazen denilen kısmen daha kalın bir tekstil ürünü kullanılırdı.
Entari halk arasında “enteri” diye de telaffuz edilirdi.
Yekpare bir kıyafet olan entarinin boyu da kişiye göre ayarlanırdı. Bele kadar olan kısmının yaka tarafı düğmeli olurdu. Bazen düğmeli kısım arka tarafta olabilirdi. Bu durumda giyildikten sonra düğmeleri başkası tarafından iliklere geçirilirdi.
Belden aşağısı günümüz modacılarının “çan etek” benzeri bir modele yakındı. Eteğin boyu kişinin topuğunun yakınlarında olurdu.
Desenleri daha çok bitki ve çiçek motifli olsa da bazıları hiçbir geometrik şekle benzemeyen motiflerdi. Elbise her ne kadar yekpare yani tek parça halinde olsa dahi kadınlar kirlenmesin diye beline peştamal bağlarlardı. Peştamallar günümüzde çubuklu forma diye tanımlanan şekilde olurdu. Çubukların bir tarafı genelde bordo renk, diğer tarafı da saman rengine çalan bir renkte olurdu.
Peştamallar çabuk kirlenirdi. Çünkü bazı şeyleri, kucaklarında taşıyan kadınlarımız peştamalın bir ucunu kendileri tutar diğer tarafı zaten beline bağlıydı. Böylece peştamalların tartabilecekleri kadar yükleri eteklerinde taşırlardı. Haliyle çabuk kirlenirdi. Peştamallar entarilerin hem kirlenmesini, hem de yıpranmasını önlerdi.
Kadınların aynı ölçülerde birkaç kıyafeti olurdu. İki tanesi günlük bir tanesi de o zaman “meclislik” denilen; düğünde, bayramda giyilen haliydi. Günlük olanları, kadınlar çok iş yaptıkları için tez kirlenirdi.
Kışın pazenden yapılan elbiseler, sokağa çıkmak için yeterli değildi. Ayrıca omuzlarına atkı koyarlardı. Atkılar keçeye yakın kalınlıkta esnek bir yapıya sahipti. Bir nevi soğuktan korunma için kullanılırdı. Kısa süreliğine kapıya çıkınca atkı kullanılmasa da komşudan komşuya giderken bile üzerlerinde atkı bulundurmak gerekliydi. Yağmurdan ve soğuktan korurdu.
Entari tam olarak cemiyet hayatından ne zaman çıktı bilmiyorum. Zaten günümüzdeki kıyafetler bundan yarım asır önceye göre çok farklı hal aldı.
Zaman zaman modacılar yekpare elbiseleri podyumda gösterseler bile ya kolu kısa, ya yakası oldukça açık ya da vücudu tamamen saran şekillerde oluyor. Bir de buna eski ile yeninin karması deniliyor. Kıyafetlerde eski ile yeninin ortası olmaz. Ya eski olur ya da yeni.
Neredeyse entariler folklor kıyafetlerinde bile kalmadı. Zaten folklor diye bir şey de kalmadı. Hiç alakası olamayan kıyafetler ile sahneye çıkardıkları kişilerin tepinmelerine folklor denildi. Kısaca hayatımızdan çok şey yavaş yavaş çekilmeye yüz tuttu.
Bütün alışkanlıklarımız yerini yenilerine bırakmaya başladı. Zaten eskiler de çok kişinin ilgisini çekmiyor. Kullan at anlayışı çok çabuk yerleşti. Aynı zamanda bazı şeylerden çabuk bıkar olduk. Bir tez canlılıktır aldı bizi. Tabiri caizse neredeyse kendimizden bile bıkar olduk.
Bu kendinden bıkma işine kadınlar daha çabuk ayak uydurdu. Yoksa bu kadar “Güzellik salonu” niye hep kadınlarla dolu…

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.