Kullan at devrinin hayatımıza girmediği zamanlardı. İnsanlar elbiselerin söküğünün diker, yırtık yerlerini tamir ederlerdi. Hatta kırılmış pencere camlarını bir bezle kapatır biraz daha kullanırlardı.
Eskiyen hiçbir şey atılmaz, ya kullanılabildiği kadar kullanılır, ya da tamir edilirdi. Hatta asıl maksadının dışında bile kullanılırdı.
Kaybolmuş elbise düğmelerini satılan yerlerden temin edilirdi. Önceleri “Takıma uysun diye” bir dert yoktu. Vazifesi asıldı. Zamanla “uyum” denilen şey hayatımıza girince iğneden ipliğe kadar bazı tercihlerimiz oldu.
Bir elbisenin değişmesi için bir yerinden yırtılması lazımdı. Yırtılan elbise atılmaz basit işler yapılırken kısa süreliğine kullanılırdı.
Çok kişi mallarını satarken “kaliteli” olduğunu söyler; kalite ise bir eşyanın uzun süre kullanılması demekti.
Delinen ayakkabıların altına “pençe attırmak” tabiri kullanılan bir tamir usulü ile yeniden kullanılır hale getirilirdi.
Eskiyen kap kacaklara çiçekler dikilir veya bir yerleri sıvanarak hayvanlara katı yiyecekler verilirdi.
Kısaca hayat en kolay yaşanabilmek üzere kuruluydu. Bütün eşyalar “mecburiyet” sınıfına giriyordu. Takım elbiseler bile “tornistan” denilen bir yöntemle halk arasındaki söyleyişine göre “Ters yüz” edilirdi. Yani bir miktar da kumaşın tersi kullanılırdı.
Bazı mallar gerçekten çok uzun süre kullanılırdı. Bunlara kaliteli mallardı.
Zaman içinde önce moda girdi hayatımıza. İnsanlar modaya uymak için çekirge sürüsü gibi birbirlerine benziyordu. O sene moda neyse hemen hemen herkes öyle giyiniyordu. Yani sürüye dâhil oluyordu.
Daha sonra “tarz” denilen “Sosyal baskı” unsuru arzı endam etti. Çok kişi birbirinin kıyafetinin yok ayakkabı ile yok kemer ile yok kaşkol ile uyumlu olup olmadığını konuşmaya başladı.
Bu, şu demek oluyordu: Kullan ve at…
Nasılsa modası geçiyordu. Modası geçince “sürüden” ayrılmış oluyordun. Bu da yeni üretilen malların satılmaması demekti.
Bu durum kapitalizm temel ilkelerine uygun değildi. Kapitalizm ferdin cebindeki parayı zor kullanmadan almayı başaran bir sistemdi. Bir nevi “Gönüllü esir” arıyorlardı. Buluyorlardı da. Gönüllü esaret zoraki esarete benzemez. Zoraki esaret iki türlü olur. Ya savaşla istila edilirsin, ya da darbe ile yönetimi ele geçirirler. Bu iki halde de vaziyete itiraz eden kişiler bulunurdu.
Gönüllü esaret öyle mi ya?
Zaten kendileri “köle” olmayı kendi iradeleri ile seçmişlerdir. Sorsalar “tercih” veya “tasarruf” diye izah ederler. İşin en tuhaf yanı gönüllü esirlere vaziyeti izah edince siz suçlu bile olabilirsiniz. Kim ne karışıyor neyi ne zaman yapacağına…
Her devrin bir illeti var. Günümüzde bulunan en tesirli illetlerin başında gösteriş gelmektedir.
Önceliğimiz sözde herkese uyum sağlamak olsa da özde tam bir sürü psikolojisi içinde hareket edilmesidir. Sürüye dâhil olanların belli bir siyasi yelpazesi de yoktur. Bütün dünyada başkasının cebinden parayı ele geçirme üzerine kurulmuş kapitalist sistem; bazı “Çok demokratik” ülkelerde farklı bir görünüme bürünür. Bu “Çok demokratik” ülkelerde; seküler ve muhafazakâr kesime göre vaziyet alır. Her ikisine de “tarz”ını kabul ettirir. Biz aynı markette içki ile aşurenin satıldığı yerleri çok gördük.
Kapitalizme göre parayı ver en laik sen ol. Sen de parayı ver en mütedeyyin sen ol. Yani ne olursan ola, para benim olsun.
Bu anlayışla sürüden olmaya devam. Durmak da yok…
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
ZEKİ ORDU
KAPİTALİZM VE SÜRÜ
Kullan at devrinin hayatımıza girmediği zamanlardı. İnsanlar elbiselerin söküğünün diker, yırtık yerlerini tamir ederlerdi. Hatta kırılmış pencere camlarını bir bezle kapatır biraz daha kullanırlardı.
Eskiyen hiçbir şey atılmaz, ya kullanılabildiği kadar kullanılır, ya da tamir edilirdi. Hatta asıl maksadının dışında bile kullanılırdı.
Kaybolmuş elbise düğmelerini satılan yerlerden temin edilirdi. Önceleri “Takıma uysun diye” bir dert yoktu. Vazifesi asıldı. Zamanla “uyum” denilen şey hayatımıza girince iğneden ipliğe kadar bazı tercihlerimiz oldu.
Bir elbisenin değişmesi için bir yerinden yırtılması lazımdı. Yırtılan elbise atılmaz basit işler yapılırken kısa süreliğine kullanılırdı.
Çok kişi mallarını satarken “kaliteli” olduğunu söyler; kalite ise bir eşyanın uzun süre kullanılması demekti.
Delinen ayakkabıların altına “pençe attırmak” tabiri kullanılan bir tamir usulü ile yeniden kullanılır hale getirilirdi.
Eskiyen kap kacaklara çiçekler dikilir veya bir yerleri sıvanarak hayvanlara katı yiyecekler verilirdi.
Kısaca hayat en kolay yaşanabilmek üzere kuruluydu. Bütün eşyalar “mecburiyet” sınıfına giriyordu. Takım elbiseler bile “tornistan” denilen bir yöntemle halk arasındaki söyleyişine göre “Ters yüz” edilirdi. Yani bir miktar da kumaşın tersi kullanılırdı.
Bazı mallar gerçekten çok uzun süre kullanılırdı. Bunlara kaliteli mallardı.
Zaman içinde önce moda girdi hayatımıza. İnsanlar modaya uymak için çekirge sürüsü gibi birbirlerine benziyordu. O sene moda neyse hemen hemen herkes öyle giyiniyordu. Yani sürüye dâhil oluyordu.
Daha sonra “tarz” denilen “Sosyal baskı” unsuru arzı endam etti. Çok kişi birbirinin kıyafetinin yok ayakkabı ile yok kemer ile yok kaşkol ile uyumlu olup olmadığını konuşmaya başladı.
Bu, şu demek oluyordu: Kullan ve at…
Nasılsa modası geçiyordu. Modası geçince “sürüden” ayrılmış oluyordun. Bu da yeni üretilen malların satılmaması demekti.
Bu durum kapitalizm temel ilkelerine uygun değildi. Kapitalizm ferdin cebindeki parayı zor kullanmadan almayı başaran bir sistemdi. Bir nevi “Gönüllü esir” arıyorlardı. Buluyorlardı da. Gönüllü esaret zoraki esarete benzemez. Zoraki esaret iki türlü olur. Ya savaşla istila edilirsin, ya da darbe ile yönetimi ele geçirirler. Bu iki halde de vaziyete itiraz eden kişiler bulunurdu.
Gönüllü esaret öyle mi ya?
Zaten kendileri “köle” olmayı kendi iradeleri ile seçmişlerdir. Sorsalar “tercih” veya “tasarruf” diye izah ederler. İşin en tuhaf yanı gönüllü esirlere vaziyeti izah edince siz suçlu bile olabilirsiniz. Kim ne karışıyor neyi ne zaman yapacağına…
Her devrin bir illeti var. Günümüzde bulunan en tesirli illetlerin başında gösteriş gelmektedir.
Önceliğimiz sözde herkese uyum sağlamak olsa da özde tam bir sürü psikolojisi içinde hareket edilmesidir. Sürüye dâhil olanların belli bir siyasi yelpazesi de yoktur. Bütün dünyada başkasının cebinden parayı ele geçirme üzerine kurulmuş kapitalist sistem; bazı “Çok demokratik” ülkelerde farklı bir görünüme bürünür. Bu “Çok demokratik” ülkelerde; seküler ve muhafazakâr kesime göre vaziyet alır. Her ikisine de “tarz”ını kabul ettirir. Biz aynı markette içki ile aşurenin satıldığı yerleri çok gördük.
Kapitalizme göre parayı ver en laik sen ol. Sen de parayı ver en mütedeyyin sen ol. Yani ne olursan ola, para benim olsun.
Bu anlayışla sürüden olmaya devam. Durmak da yok…