Tam masaya oturup nasıl bir yazı yazacağıma karar vermemiştim ki bir gök gürlemesi duyuldu.
Ne zaman kış mevsiminde gök gürlese çocukluk yıllarıma giderim. Her ne kadar gök gürlemesi yazları daha çok olsa da belki alışkın olduğumuz, belki de yazın verdiği rahatlık ile fark etmeyiz. Zaten kış akşamlarının kendine has bir kasveti olur.
Çocukluğumda köyümüzde elektrik yoktu. Televizyon daha keşfedilmemişti. Günün kısa olmasından dolayı karanlık çabuk çökerdi.
Karanlık hakkında bir iki cümle yazıp hemen geçmek istiyorum. Bence kırk yaşın altında olan nesil karanlık görmemiştir. Onlar karanlığı akşam olduktan sonraki zamanlar veya elektriğin kesildiği anlar gibi sanıyor.
Karanlık öyle bir şey değil.
Kısaca karanlığı yeni nesil bilmez. Hatta anlayamaz bile.
Bu konuyu hemen geçelim.
Çocukluğumda yaşadığım kışlar daha soğuktu.Guzine denilen hem ısınma, hem su ısıtma, hem de yemek ekmek yapmak için kullandığımız eşyamız odun ile yanarken odayı gaz lambası aydınlatıyordu. Dışarısı soğuktu. Muhtemel kapalı veya yağışlıydı.
Hepimiz sobanın kenarında otururduk. Kış mevsiminde sobanın yeri bir başka olurdu. Evimiz denize yakın bir sahil köyünde olduğu için hırçın dalgaların sesini duyardık. Şayet havada rüzgâr varsa kapı önüne dikilmiş karayemiş veya taflan denilen ağacın uğultuları duyulurdu. Çocuk muhayyilemizde korkunç bir akşam geçirirdik.
Şayet aylardan aralık ise havalar daha soğuk olurdu. Oda içinde otururken bazı akşamlar, birden gök gürlemesi duyardık. Aralık ayı ortaları ile ocak ayı başlarında gece gök gürlemesi pek hayra yorulmazdı. Kışın gürleyen gök için büyüklerimiz “Kar bölündü” derlerdi.
Kar nasıl bölünürdü? Çocukluk muhayyilemiz ile bunu anlayamazdık.
Kar bölünmesi hükmü verildikten sonra en kısa zamanda kar yağacak demekti. Şayet gök gürlemesi akşama yakın başlarsa o gecenin kar yağacağına dair tahminde bulunulurdu. Gecenin ortaları veya geç saatlerinde gürleyen gök için de gün ortalarına doğru karın yağması anlamına geliyordu.
Tahminlerin tutmadığına pek şahit olmadım. Göğün gürlediği kış sabahlarına dizlerimize kadar gelmiş bir örtü ile uyanırdık. Büyüklerimiz hayvanların barınağı olan ahırlara yol açar; yine hayvanların yiyeceklerinin saklandığı yere kadar olan yerlere yürünecek kadar bir ayak izi açılırdı.
Daha sonra mahallenin veya köyün ana yoluna bağlanan yollar açılırdı. Her şeyin bir sırası vardı. Kar çok yağmışsa çatıdaki karlar temizlenirdi. Şayet kar diz boyu değilse damlarda karlar kalabilirdi. Zaten açan güneş yağan yağmur karları bir zaman sonra eritecek demekti.
Ne zaman ocak ayında gök gürlemesi duysam bütün bu hatıralarım sökün eder, o günleri hayalimde yeniden yaşarım.
Şimdi meteoroloji bize tahmini yağışları önceden bildiriyor. İnsanlar gerekli tedbirleri alıyor. Uzun yola çıkmıyor mesela. Balıkçılar denize ağ kurmuyor. Sebebi her neyse eskiye göre kar daha az yağıyor. Soğuk havalarda bir değişiklik olmasa da ısınma sistemleri ve kıyafetler eskiye göre daha korunaklı. Evler artık sobalar ile değil kaloriferle ısıtılıyor.
Aydınlatma aracımız ise gaz yağı adı verdiğimiz kokulu sıvı ile değil de elektrikle oluyor. Artık geceleri kar hayalleri de kurmuyoruz.
Daha kar yeri tutmadan bir gün sonrası okulların tatil olduğuna dair haberler önce internetten sonra da televizyonlardan öğreniliyor. Akşamları set rüzgârlar esmiyor. Etrafında ağaçlar olmadığı için şehir çocukları rüzgârın sesini üst perdeden duyamıyor. Ve en fazla üç-beş gün sonra yağan karlar kayboluyor. Kış ısı olarak devam etse de görüntü olarak son buluyor.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
ZEKİ ORDU
KAR BÖLÜNMESİ
Tam masaya oturup nasıl bir yazı yazacağıma karar vermemiştim ki bir gök gürlemesi duyuldu.
Ne zaman kış mevsiminde gök gürlese çocukluk yıllarıma giderim. Her ne kadar gök gürlemesi yazları daha çok olsa da belki alışkın olduğumuz, belki de yazın verdiği rahatlık ile fark etmeyiz. Zaten kış akşamlarının kendine has bir kasveti olur.
Çocukluğumda köyümüzde elektrik yoktu. Televizyon daha keşfedilmemişti. Günün kısa olmasından dolayı karanlık çabuk çökerdi.
Karanlık hakkında bir iki cümle yazıp hemen geçmek istiyorum. Bence kırk yaşın altında olan nesil karanlık görmemiştir. Onlar karanlığı akşam olduktan sonraki zamanlar veya elektriğin kesildiği anlar gibi sanıyor.
Karanlık öyle bir şey değil.
Kısaca karanlığı yeni nesil bilmez. Hatta anlayamaz bile.
Bu konuyu hemen geçelim.
Çocukluğumda yaşadığım kışlar daha soğuktu.Guzine denilen hem ısınma, hem su ısıtma, hem de yemek ekmek yapmak için kullandığımız eşyamız odun ile yanarken odayı gaz lambası aydınlatıyordu. Dışarısı soğuktu. Muhtemel kapalı veya yağışlıydı.
Hepimiz sobanın kenarında otururduk. Kış mevsiminde sobanın yeri bir başka olurdu. Evimiz denize yakın bir sahil köyünde olduğu için hırçın dalgaların sesini duyardık. Şayet havada rüzgâr varsa kapı önüne dikilmiş karayemiş veya taflan denilen ağacın uğultuları duyulurdu. Çocuk muhayyilemizde korkunç bir akşam geçirirdik.
Şayet aylardan aralık ise havalar daha soğuk olurdu. Oda içinde otururken bazı akşamlar, birden gök gürlemesi duyardık. Aralık ayı ortaları ile ocak ayı başlarında gece gök gürlemesi pek hayra yorulmazdı. Kışın gürleyen gök için büyüklerimiz “Kar bölündü” derlerdi.
Kar nasıl bölünürdü? Çocukluk muhayyilemiz ile bunu anlayamazdık.
Kar bölünmesi hükmü verildikten sonra en kısa zamanda kar yağacak demekti. Şayet gök gürlemesi akşama yakın başlarsa o gecenin kar yağacağına dair tahminde bulunulurdu. Gecenin ortaları veya geç saatlerinde gürleyen gök için de gün ortalarına doğru karın yağması anlamına geliyordu.
Tahminlerin tutmadığına pek şahit olmadım. Göğün gürlediği kış sabahlarına dizlerimize kadar gelmiş bir örtü ile uyanırdık. Büyüklerimiz hayvanların barınağı olan ahırlara yol açar; yine hayvanların yiyeceklerinin saklandığı yere kadar olan yerlere yürünecek kadar bir ayak izi açılırdı.
Daha sonra mahallenin veya köyün ana yoluna bağlanan yollar açılırdı. Her şeyin bir sırası vardı. Kar çok yağmışsa çatıdaki karlar temizlenirdi. Şayet kar diz boyu değilse damlarda karlar kalabilirdi. Zaten açan güneş yağan yağmur karları bir zaman sonra eritecek demekti.
Ne zaman ocak ayında gök gürlemesi duysam bütün bu hatıralarım sökün eder, o günleri hayalimde yeniden yaşarım.
Şimdi meteoroloji bize tahmini yağışları önceden bildiriyor. İnsanlar gerekli tedbirleri alıyor. Uzun yola çıkmıyor mesela. Balıkçılar denize ağ kurmuyor. Sebebi her neyse eskiye göre kar daha az yağıyor. Soğuk havalarda bir değişiklik olmasa da ısınma sistemleri ve kıyafetler eskiye göre daha korunaklı. Evler artık sobalar ile değil kaloriferle ısıtılıyor.
Aydınlatma aracımız ise gaz yağı adı verdiğimiz kokulu sıvı ile değil de elektrikle oluyor. Artık geceleri kar hayalleri de kurmuyoruz.
Daha kar yeri tutmadan bir gün sonrası okulların tatil olduğuna dair haberler önce internetten sonra da televizyonlardan öğreniliyor. Akşamları set rüzgârlar esmiyor. Etrafında ağaçlar olmadığı için şehir çocukları rüzgârın sesini üst perdeden duyamıyor. Ve en fazla üç-beş gün sonra yağan karlar kayboluyor. Kış ısı olarak devam etse de görüntü olarak son buluyor.