Ne zaman aralık ayının ortaları gelse çok kişide kar beklentisi olur.
Şimdi size kar güzellemesi yapacak değilim. Şunu biliyorum ki kar’ı sevmeyenler sevenlerin yanında yok denecek kadar azdır.
Ne zaman kar yağdığında “Kar’ı sevmiyorum” diye bir cümle kursam bana “Kar da sevilmez mi? Sen tercihlerini bir gözen geçir” diyenler olur. Hâlbuki ben “Kendi anlayışıma” göre fikrimi söylemiştim. Yani “Bu böyledir!” gibi kati bir hüküm vermediğim gibi “Benim fikrim en doğrusudur” da demedim.
İnsanların tamamı bir kefede olmaz. Ancak azınlık tarafı biraz üvey evlat muamelesi görüyor. Kişilerin azınlıkta olmasına rağmen yürüttüğü fikirlere sırf çoğunluk öyle düşünmüyor diye karşı çıkması “Baskıcı bir zihniyetin” mahsuldür. Hâlbuki bu konu ne ekonomik, ne güvenlik ne de sağlık açısından bir değer taşır.
Bu kadar basit bir görüşü ortaya atmak bile zor.
Biz gelemim kar’a.
Kışın iki ana unsurundan biri kar, diğeri soğuktur. İkisi de farklı şekilde insanları olumsuz etkiler. Özellikle fakir sınıfında olanlar için külfet ve zahmettir. Günlerin kısa olması da ayrı bir durum.
Kışın her evde soba veya benzeri ısıtıcı bulunmak mecburiyetinde. Kış ne kadar şiddetli geçerse dar gelirliler o kadar çok zorlanır. Çünkü onların düşündükleri tek şey aç kalmamak ve üşümemektir. Soğuk bu açıdan zorlaştırıcı bir unsurdur. Kışın iş alanları da az olduğu için kazanç da azalır. Her ne kadar orta direk denilen kesim zar- zor da olsa kışı geçirir ama fakir için bu o kadar kolay değildir.
Gelelim kara. Kar; ulaşımı güçleştirir, yürümeyi zorlaştırır, kazaların artmasına sebep olabilir ve yollar kapanabilir. Bu duruma maruz kalan insanlar ne yaparlar?
Varlıklı olmak hariç hiçbir kar, tablolardaki kadar güzel değildir. Bir de tepebaşlarında bulunan karlar güzeldir.
Siz bakmayın çocukların neşesine. Onlar ne geçimin ne olduğunu bilir ne işsizliğin. Çocuk bu safiyane düşünür. Çok eski bir Türk sözünde “Ananın gönlü çocukta, çocuğun gönlü oyunda” şeklindedir. Çocuk saf hislerle güler, oynar ve kendini hoşnut etmeye çalışır. Büyükler öyle mi ya?
Kar’ın bendeki tesirinin ana sebebi ne bilmiyorum ama kar’ı sevemedim hiç. Bana kâh soğuk, kâh güçlük çıkaran bir şey gibi geldi hep. Uzakta tepelerin başında yani insanların yaşamadığı yerlerdeki karlar daha güzel göründü. Hatta bahar gelip o tepelerdeki karlar da kaybolduğunda üzüldüğüm bile olurdu.
Tabii kar’ı sevmeyen kişiler binde bir, hatta on binde bir bile yoktur. Ancak ne kadar az olursa olsun mutlaka sevmeyen de bulunur. Kar’ı sevmeyen biri olarak onları anlıyorum. Tabii sevenleri de…
Ocak ayının girmesiyle ülkemizin büyük bir kısmına kar yağdı. Başta çocuklar olmak üzere çocukluğunu özleyenler de sevindiler. Gayet normal bir şey. İnsanların mutlu olması kadar tabii bir şey yoktur.
Beyaz misafirimiz yurdumuzda ne kadar kalır bilemeyiz. Ne de olsa kış mevsimindeyiz. Her an gökten lapa lapa inebilir. Şubat ayı girdikten kısa zaman sonra bahar şarkıları söylemeye başlayacağız. Hatta çok sevdiğimiz kar için “Artık yeter! Bahar Gelsin!” gibi laflar ettiğimiz de olacak. Vefa hissi ortadan kalkacak, hevesimizi almış olacağız. Sorulduğunda da “Her şeyin bir zamanı var” gibi laflar ettiğimiz de olacak.
İnsanoğlu çabuk bıkan ve vazgeçen bir hale dönüştü. Bunun sosyal, kültürel ve tarihi bir geçmişi var mı bilmiyorum ama “Kullan at” anlayışı çok şeyimize sirayet etti ve “Bu kadar yeter veya bu kadarı da fazla” gibi cümleler hayatımıza girdi.
Neyse sevenler kar ile ilgilenirken, diğerleri de kendine bir şeyler bulur elbet.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
ZEKİ ORDU
KAR KARA MIDIR BEYAZ MI?
Ne zaman aralık ayının ortaları gelse çok kişide kar beklentisi olur.
Şimdi size kar güzellemesi yapacak değilim. Şunu biliyorum ki kar’ı sevmeyenler sevenlerin yanında yok denecek kadar azdır.
Ne zaman kar yağdığında “Kar’ı sevmiyorum” diye bir cümle kursam bana “Kar da sevilmez mi? Sen tercihlerini bir gözen geçir” diyenler olur. Hâlbuki ben “Kendi anlayışıma” göre fikrimi söylemiştim. Yani “Bu böyledir!” gibi kati bir hüküm vermediğim gibi “Benim fikrim en doğrusudur” da demedim.
İnsanların tamamı bir kefede olmaz. Ancak azınlık tarafı biraz üvey evlat muamelesi görüyor. Kişilerin azınlıkta olmasına rağmen yürüttüğü fikirlere sırf çoğunluk öyle düşünmüyor diye karşı çıkması “Baskıcı bir zihniyetin” mahsuldür. Hâlbuki bu konu ne ekonomik, ne güvenlik ne de sağlık açısından bir değer taşır.
Bu kadar basit bir görüşü ortaya atmak bile zor.
Biz gelemim kar’a.
Kışın iki ana unsurundan biri kar, diğeri soğuktur. İkisi de farklı şekilde insanları olumsuz etkiler. Özellikle fakir sınıfında olanlar için külfet ve zahmettir. Günlerin kısa olması da ayrı bir durum.
Kışın her evde soba veya benzeri ısıtıcı bulunmak mecburiyetinde. Kış ne kadar şiddetli geçerse dar gelirliler o kadar çok zorlanır. Çünkü onların düşündükleri tek şey aç kalmamak ve üşümemektir. Soğuk bu açıdan zorlaştırıcı bir unsurdur. Kışın iş alanları da az olduğu için kazanç da azalır. Her ne kadar orta direk denilen kesim zar- zor da olsa kışı geçirir ama fakir için bu o kadar kolay değildir.
Gelelim kara. Kar; ulaşımı güçleştirir, yürümeyi zorlaştırır, kazaların artmasına sebep olabilir ve yollar kapanabilir. Bu duruma maruz kalan insanlar ne yaparlar?
Varlıklı olmak hariç hiçbir kar, tablolardaki kadar güzel değildir. Bir de tepebaşlarında bulunan karlar güzeldir.
Siz bakmayın çocukların neşesine. Onlar ne geçimin ne olduğunu bilir ne işsizliğin. Çocuk bu safiyane düşünür. Çok eski bir Türk sözünde “Ananın gönlü çocukta, çocuğun gönlü oyunda” şeklindedir. Çocuk saf hislerle güler, oynar ve kendini hoşnut etmeye çalışır. Büyükler öyle mi ya?
Kar’ın bendeki tesirinin ana sebebi ne bilmiyorum ama kar’ı sevemedim hiç. Bana kâh soğuk, kâh güçlük çıkaran bir şey gibi geldi hep. Uzakta tepelerin başında yani insanların yaşamadığı yerlerdeki karlar daha güzel göründü. Hatta bahar gelip o tepelerdeki karlar da kaybolduğunda üzüldüğüm bile olurdu.
Tabii kar’ı sevmeyen kişiler binde bir, hatta on binde bir bile yoktur. Ancak ne kadar az olursa olsun mutlaka sevmeyen de bulunur. Kar’ı sevmeyen biri olarak onları anlıyorum. Tabii sevenleri de…
Ocak ayının girmesiyle ülkemizin büyük bir kısmına kar yağdı. Başta çocuklar olmak üzere çocukluğunu özleyenler de sevindiler. Gayet normal bir şey. İnsanların mutlu olması kadar tabii bir şey yoktur.
Beyaz misafirimiz yurdumuzda ne kadar kalır bilemeyiz. Ne de olsa kış mevsimindeyiz. Her an gökten lapa lapa inebilir. Şubat ayı girdikten kısa zaman sonra bahar şarkıları söylemeye başlayacağız. Hatta çok sevdiğimiz kar için “Artık yeter! Bahar Gelsin!” gibi laflar ettiğimiz de olacak. Vefa hissi ortadan kalkacak, hevesimizi almış olacağız. Sorulduğunda da “Her şeyin bir zamanı var” gibi laflar ettiğimiz de olacak.
İnsanoğlu çabuk bıkan ve vazgeçen bir hale dönüştü. Bunun sosyal, kültürel ve tarihi bir geçmişi var mı bilmiyorum ama “Kullan at” anlayışı çok şeyimize sirayet etti ve “Bu kadar yeter veya bu kadarı da fazla” gibi cümleler hayatımıza girdi.
Neyse sevenler kar ile ilgilenirken, diğerleri de kendine bir şeyler bulur elbet.