Ülkemizde bulunan kamu kurumlarında görev alan kişilerin önce adaylık süresi veya staj yapmak gibi bir mecburiyeti var.
Belli bir süre aday olarak çalışan bu kişiler belli süre sonra “kadro” kapsamında vazifeye başlarlar ve devlet memurluğundan çıkarılması gereken bir cürüm işlemediği müddetçe vazifesinde kalır. Bu bütün memuriyetler için böyledir ve her memuriyetin kendine has şartları vardır.
Bu kurallar zaman içinde değişikliğe uğrayabilir. Ancak şimdilik tamamen kaldırılmadı.
En ilginç hazırlık kaymakamlık için olmaktadır. Kaymakamları yurt içinde bazı merhalelerden geçer ve en sonunda bir Avrupa ülkesinde staj yapar. Burada maksat yabancı dilini geliştirmek, farklı kültürlere dair bilgiler edinmek ve sosyal ve ekonomik açıdan bir takım tecrübeler edinmek maksadıyla böyle bir ön hazırlık yapmalarıdır.
Doğru…
Kimsenin buna itiraz edeceği yok! Ancak yeterli değil.
Ülkemiz farklı etnik yapıya ve kültürel ve manevi inanışlara sahip bir ülke. Hem ekonomik hem iklim, hem anane ve hem de tahsil bakımından homojen bir ülke değil. Neredeyse köyler iller arasında bile farklılıklar var. Ağızları farklı, mutfakları farklı, geçim kaynakları farklı ve coğrafyaları farklı.
Bütün bunlar niye yazıldı?
Şundan:
Ülkemiz 7 coğrafi bölgeden müteşekkil bir ülke. Her bölgenin kendine has hususiyetleri var. Diyelim bir kaymakam adayı formalite olarak ülke içindeki vazifelerini yerine getirip yurt dışı sınavını yapmak için bir ülkeye gitti. Bu ülkede dil hariç ne gibi özellikler ülkeye döndüğünde ona yarayacak? Mesela Ordu’dan İngiltere’ye giden biri İngiltere’de bir senenin ardından Ağrı’nın bir ilçesine kaymakam olarak atansa, dil hariç bu kaymakam nasıl bir tecrübe olmuş olur?
Ne yapılmalı?
Yurt dışı vazifesini bitiren aday, kendi doğduğu yer haricindeki 6 bölgede ikişer ay daha staj görüp ondan sonra atansa nasıl olur?
Karadenizli biri Karadeniz Bölgesi hariç diğer 6 bölgede kalması demek ülkenin bütün bölgelerinde en az iki ay çalışmış demek. Ana dili Türkçe olduğuna göre her bölgeden az çok bir şeyler öğrenir, daha sonra hangi bölgeye atanırsa atansın az da olsa atandığı bölge hakkında malumat sahibi olduğundan vatandaş ile irtibatı daha kolay olur.
Yoksa Fransa’da bir sene kalmış biri, Kastamonu’nun Bozkurt ilçesinde görev verilince bölge insanıyla nasıl bir yakınlık içinde olabilir?
Bir yöneticinin önce kendi insanını tanıması lazım. Belçika, İngiltere gibi ülkelerde uzun süre kalıp Anadolu’nun bağrında görev yapmak kolay mı?
Bu kural değişmeli. Yani ıslah edilmeli. Esas olan kendi insanımızdır. Biri gidip Belçika’da tahsil yapıp bulunduğu yere 30 senede bir gelme ihtimali olan Belçikalı vatandaş beklenmemeli.
En hazin yabancılık, kendi ülkesine olan yabancılıktır. Kendi insanını tanımayan, yarın kendini de unutur. Biz “mankurt” değil “gönül” yetiştirmeliyiz. Gönle girmek de zordur, orada kalmak da… Anadolu insanı belki ilim sahibi değildir ama irfan sahibidir. Ne diyor büyük şair Nedim: “Beli söz bilmeziz ama biraz irfanımız vardır…”
Anadolu irfanını Avrupa’da bulamazsınız. Sözü başka bir şairimizin mısralarıyla bitirelim. Şöyle sesleniyor Necip Fazıl Kısakürek: “Silindi akçemizin yazısı ve turası/ Bizi yere batırdı batının faturası”
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
ZEKİ ORDU
KAYMAKAM ADAYLARI VE YURT DIŞI STAJI
Ülkemizde bulunan kamu kurumlarında görev alan kişilerin önce adaylık süresi veya staj yapmak gibi bir mecburiyeti var.
Belli bir süre aday olarak çalışan bu kişiler belli süre sonra “kadro” kapsamında vazifeye başlarlar ve devlet memurluğundan çıkarılması gereken bir cürüm işlemediği müddetçe vazifesinde kalır. Bu bütün memuriyetler için böyledir ve her memuriyetin kendine has şartları vardır.
Bu kurallar zaman içinde değişikliğe uğrayabilir. Ancak şimdilik tamamen kaldırılmadı.
En ilginç hazırlık kaymakamlık için olmaktadır. Kaymakamları yurt içinde bazı merhalelerden geçer ve en sonunda bir Avrupa ülkesinde staj yapar. Burada maksat yabancı dilini geliştirmek, farklı kültürlere dair bilgiler edinmek ve sosyal ve ekonomik açıdan bir takım tecrübeler edinmek maksadıyla böyle bir ön hazırlık yapmalarıdır.
Doğru…
Kimsenin buna itiraz edeceği yok! Ancak yeterli değil.
Ülkemiz farklı etnik yapıya ve kültürel ve manevi inanışlara sahip bir ülke. Hem ekonomik hem iklim, hem anane ve hem de tahsil bakımından homojen bir ülke değil. Neredeyse köyler iller arasında bile farklılıklar var. Ağızları farklı, mutfakları farklı, geçim kaynakları farklı ve coğrafyaları farklı.
Bütün bunlar niye yazıldı?
Şundan:
Ülkemiz 7 coğrafi bölgeden müteşekkil bir ülke. Her bölgenin kendine has hususiyetleri var. Diyelim bir kaymakam adayı formalite olarak ülke içindeki vazifelerini yerine getirip yurt dışı sınavını yapmak için bir ülkeye gitti. Bu ülkede dil hariç ne gibi özellikler ülkeye döndüğünde ona yarayacak? Mesela Ordu’dan İngiltere’ye giden biri İngiltere’de bir senenin ardından Ağrı’nın bir ilçesine kaymakam olarak atansa, dil hariç bu kaymakam nasıl bir tecrübe olmuş olur?
Ne yapılmalı?
Yurt dışı vazifesini bitiren aday, kendi doğduğu yer haricindeki 6 bölgede ikişer ay daha staj görüp ondan sonra atansa nasıl olur?
Karadenizli biri Karadeniz Bölgesi hariç diğer 6 bölgede kalması demek ülkenin bütün bölgelerinde en az iki ay çalışmış demek. Ana dili Türkçe olduğuna göre her bölgeden az çok bir şeyler öğrenir, daha sonra hangi bölgeye atanırsa atansın az da olsa atandığı bölge hakkında malumat sahibi olduğundan vatandaş ile irtibatı daha kolay olur.
Yoksa Fransa’da bir sene kalmış biri, Kastamonu’nun Bozkurt ilçesinde görev verilince bölge insanıyla nasıl bir yakınlık içinde olabilir?
Bir yöneticinin önce kendi insanını tanıması lazım. Belçika, İngiltere gibi ülkelerde uzun süre kalıp Anadolu’nun bağrında görev yapmak kolay mı?
Bu kural değişmeli. Yani ıslah edilmeli. Esas olan kendi insanımızdır. Biri gidip Belçika’da tahsil yapıp bulunduğu yere 30 senede bir gelme ihtimali olan Belçikalı vatandaş beklenmemeli.
En hazin yabancılık, kendi ülkesine olan yabancılıktır. Kendi insanını tanımayan, yarın kendini de unutur. Biz “mankurt” değil “gönül” yetiştirmeliyiz. Gönle girmek de zordur, orada kalmak da… Anadolu insanı belki ilim sahibi değildir ama irfan sahibidir. Ne diyor büyük şair Nedim: “Beli söz bilmeziz ama biraz irfanımız vardır…”
Anadolu irfanını Avrupa’da bulamazsınız. Sözü başka bir şairimizin mısralarıyla bitirelim. Şöyle sesleniyor Necip Fazıl Kısakürek: “Silindi akçemizin yazısı ve turası/ Bizi yere batırdı batının faturası”