İnsanların ihtiyaçlarını kendisinin karşıladığı zamanlardı.
Her şeyin bulunmadığı zamanlarda insanlar kendi ihtiyaçlarını kendisi karşılardı. Tabiatıyla en önemli ihtiyaç maddeleri yiyecekler sınıfından olanlardı.
Her ne kadar; barınma, ısınma, giyinme ve bunun haricinde elzem olan ihtiyaçlar olsa da şüphesiz en mühimi uzun kış aylarında yiyeceksiz kalmamak esastı.
Kış hazırlıkları bölgelere göre değişirdi.
Sera adı verilen “Suni dünya” ortada yokken bazı bitkilere ulaşma süresi en fazla iki aydı. Özellikle Karadeniz Bölgesi’nde taze sebze ve meyveler en fazla iki ay temin edilebilirdi.
Evlerimizin önüne diktiğimiz muhtelif sebzeler belli süre sonra mahsul vermiyor, yenisi kısmetse bir sonraki seneye kalıyordu. Özellikle; fasulye, domates, salatalık, patlıcan, kabak, şalgam, pırasa ve bunun gibi sebzeler mevsimlikti. Haziran ayıyla soframızda yer alan bu sebzeler eylül ortalarında hayatımızdan çıkmaya sofralarımızdan çekilirdi.
Güz mevsimi bölgemizde eylül aynın on dördünde başlardı. Haziran ayının on dördünde ise yazın başlangıcı olarak kabul edilirdi. Yani “Miladi takvime” göre 13 gün daha geç başlardı mevsimler. Yahut öyle kabul edilirdi.
Analarımız taze sebze ve meyvelerin o yıl için hayatımızdan çekilmeye başlamasına az kala kışlık ihtiyaçlarını karşılama yoluna giderdi. Bu sebzelerden bazıları kurutulur, bazıları da turşu, salamura, konserve, reçel gibi yiyecek maddelerine dönüştürülürdü.
Temel yiyeceklerin başında un mamulleri gelirdi. Kuru meyvelerin yanında kurumamış olanlarını uzun zaman nasıl muhafaza edeceklerinin yolunu ararlardı. Kabuklu meyvelerin rutubet almaması yeterliydi.
Zaman ilerledikçe yukarıda bahsettiğim hazırlıklar azalmaya başladı. Çünkü “market” adlı “nevzuhur” müessesler; ne idüğü belli olmayan yiyecek maddelerini yılın her günü önümüze getirdi. Zamanla tembelleşen insanoğlu hazırı varken kendisi üretmemeye başladı. Bu durum bazı mamullerin zaman içinde daha pahalı olmasına sebep oldu.
Eskiden her evde en az bir inek varken şimdi bir köyde ancak birkaç inek kaldı. Üretilen süt herkese yetmeyince parası olanlar sahip oldu. Kısaca tembelliğimizin bedelini cüzdanımızla ödemeye başladık.
Bu mesele eni boyu ele alınması gerekiyor. Ancak sadece bir veya birkaç satır yazı ile hallolacak mevzu değil elbet. Ama ehemmiyeti ortada.
Üretimi olmayan toplumlar başkalarına bağımlı kalmaya mecburdur. Neyse konu dağılıyor. Biz gelelim kış hazırlıklarına.
Kış hazırlıkları aynı zamanda bir kültürdü. Bütün köylü veya mahalleli bazı şeyleri ya bir arada ya da sırayla imece usulü yapardı. İmece usulü yapılanlar daha zahmetli işlerdi. Her aile bir arada kendi ihtiyacını karşılarken aynı zamanda birbirleriyle fikir alış-verişleri yaparlardı.
Diğer kış hazırlığı ise yakacak temini idi. Her güz mevsiminde odunlar sobalara sığacak şekilde kesilip bir yere istif edilirdi. Kalorifer denilen ve önce kendini ısıtıp daha sonra ortamı ısıtmaya yarayan keşif, odun hazırlama işini devreden çıkardı. Kısaca zamanın bazı yenilikleri insan hayatına girerken, aynı anda insan hayatından çıkardıkları da oluyordu.
Herkese; kimseye muhtaç olmadan geçireceği bir kış diliyorum.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
ZEKİ ORDU
KIŞ HAZIRLIKLARI KALKTI MI?
İnsanların ihtiyaçlarını kendisinin karşıladığı zamanlardı.
Her şeyin bulunmadığı zamanlarda insanlar kendi ihtiyaçlarını kendisi karşılardı. Tabiatıyla en önemli ihtiyaç maddeleri yiyecekler sınıfından olanlardı.
Her ne kadar; barınma, ısınma, giyinme ve bunun haricinde elzem olan ihtiyaçlar olsa da şüphesiz en mühimi uzun kış aylarında yiyeceksiz kalmamak esastı.
Kış hazırlıkları bölgelere göre değişirdi.
Sera adı verilen “Suni dünya” ortada yokken bazı bitkilere ulaşma süresi en fazla iki aydı. Özellikle Karadeniz Bölgesi’nde taze sebze ve meyveler en fazla iki ay temin edilebilirdi.
Evlerimizin önüne diktiğimiz muhtelif sebzeler belli süre sonra mahsul vermiyor, yenisi kısmetse bir sonraki seneye kalıyordu. Özellikle; fasulye, domates, salatalık, patlıcan, kabak, şalgam, pırasa ve bunun gibi sebzeler mevsimlikti. Haziran ayıyla soframızda yer alan bu sebzeler eylül ortalarında hayatımızdan çıkmaya sofralarımızdan çekilirdi.
Güz mevsimi bölgemizde eylül aynın on dördünde başlardı. Haziran ayının on dördünde ise yazın başlangıcı olarak kabul edilirdi. Yani “Miladi takvime” göre 13 gün daha geç başlardı mevsimler. Yahut öyle kabul edilirdi.
Analarımız taze sebze ve meyvelerin o yıl için hayatımızdan çekilmeye başlamasına az kala kışlık ihtiyaçlarını karşılama yoluna giderdi. Bu sebzelerden bazıları kurutulur, bazıları da turşu, salamura, konserve, reçel gibi yiyecek maddelerine dönüştürülürdü.
Temel yiyeceklerin başında un mamulleri gelirdi. Kuru meyvelerin yanında kurumamış olanlarını uzun zaman nasıl muhafaza edeceklerinin yolunu ararlardı. Kabuklu meyvelerin rutubet almaması yeterliydi.
Zaman ilerledikçe yukarıda bahsettiğim hazırlıklar azalmaya başladı. Çünkü “market” adlı “nevzuhur” müessesler; ne idüğü belli olmayan yiyecek maddelerini yılın her günü önümüze getirdi. Zamanla tembelleşen insanoğlu hazırı varken kendisi üretmemeye başladı. Bu durum bazı mamullerin zaman içinde daha pahalı olmasına sebep oldu.
Eskiden her evde en az bir inek varken şimdi bir köyde ancak birkaç inek kaldı. Üretilen süt herkese yetmeyince parası olanlar sahip oldu. Kısaca tembelliğimizin bedelini cüzdanımızla ödemeye başladık.
Bu mesele eni boyu ele alınması gerekiyor. Ancak sadece bir veya birkaç satır yazı ile hallolacak mevzu değil elbet. Ama ehemmiyeti ortada.
Üretimi olmayan toplumlar başkalarına bağımlı kalmaya mecburdur. Neyse konu dağılıyor. Biz gelelim kış hazırlıklarına.
Kış hazırlıkları aynı zamanda bir kültürdü. Bütün köylü veya mahalleli bazı şeyleri ya bir arada ya da sırayla imece usulü yapardı. İmece usulü yapılanlar daha zahmetli işlerdi. Her aile bir arada kendi ihtiyacını karşılarken aynı zamanda birbirleriyle fikir alış-verişleri yaparlardı.
Diğer kış hazırlığı ise yakacak temini idi. Her güz mevsiminde odunlar sobalara sığacak şekilde kesilip bir yere istif edilirdi. Kalorifer denilen ve önce kendini ısıtıp daha sonra ortamı ısıtmaya yarayan keşif, odun hazırlama işini devreden çıkardı. Kısaca zamanın bazı yenilikleri insan hayatına girerken, aynı anda insan hayatından çıkardıkları da oluyordu.
Herkese; kimseye muhtaç olmadan geçireceği bir kış diliyorum.