SON DAKİKA
Hava Durumu

KÜLTÜREL FAALİYETLERE VEFASIZLIK

Yazının Giriş Tarihi: 11.05.2026 16:27
Yazının Güncellenme Tarihi: 11.05.2026 16:28

Geçen hafta içinde art arda iki faaliyete birden katıldım. Biri Türkiye Yazarlar Birliği Ordu Şubesinde yapılan toplantı; diğeri, Ünye Tarih, Kültür ve Doğal Varlıkları Araştırma Derneği (ÜNTAKDER) tarafından yapılan program. Ben bu iki kuruluşun da üyesi değilim.
STK diye adlandırılan kuruluşların ehemmiyeti üzerinde konuşuruz ancak iş icraata geldi mi kimse oralara yanaşmaz. Ezelden beri, biri bizim adımıza bazı güzel faaliyetler yapsın sonunda biz de istifade edelim mantığından hala vazgeçmeyenler var.
Türkiye Yazarlar Birliği ülke çapında ismini duyurmuş mümtaz bir kuruluş. ÜNTAKDER ise Ünye ilçemizde yukarıda adının açılımında da anlaşılacağı gibi daha yerel bir bölgede faaliyetini sürdüren bir kuruluş. Bütün gayeleri; insanlarımıza kültürel değerleri aşılmak, okumayı, yazmayı, öğrenmeyi, araştırmayı sevdirmek ve bir “kültürel aidiyet” kazandırmak. Yani “Bizi biz yapan değerlere bigâne kalmamızı” önlemek.
Rahmeti dedem bundan altmış sene önce “Okumayan insan kuru ot gibidir” derdi. Aradan neredeyse üç çeyrek asır geçecek hala daha okumanın, öğrenmenin önemini televizyonlarda bulunan bazı kişilerden duyuyoruz.
Yukarıda da bahsettiğim gibi iki toplantıya da katıldım. Emekli bir eğitimci olarak “öğrenmenin sonu yoktur” anlayışına göre hareket ettim kendimce. Bazı arkadaşlar Samsun’un Terme ilçesinden, Bazı Arkadaşlar Ordu’nun Akkuş ve Ünye ilçesinden yola çıkarak zor bir hal vasıl olduk Ordu’ya. Vardık varmasına da bir sükûtu hayale uğradım. Ülke çapında mümtaz bir kuruluşun il bazında olan toplantısına bu kadar kişi mi bulunurdu.
Sonra sanatçı adıyla maruf bazı “Kimlik numaralı” şahısların konserine üstelik de ücret ödeyerek giden yüzlerce kişiyi düşündüm. İçim burkuldu. Şimdi “Kuşlu, kuyruklu” bir atasözü yazsam cümle âlem “sistem” düşmanı diye başıma biner. Hatta yargılanma ihtimalim olur. Neyse ki yazmadım. Ben bu bahsi Şeyhülislam Yahya’nın bir mısarı ile bitireyim. Diyor ki” Neler çeker bu gönül, söylesem şikayet olur.” O da “söylememiş” yani…
Ordu’da yapılan toplantıdan sonra ilçelerimize geri döndük. Tabii yolculuk ayrı bir hikâye ve konudan bağımsız olduğu için şimdilik bir kenara bırakıyorum. Günün birinde maziye hoş bir “sada” bırakmak için o yolculuğu da yazarım bir gün. Çünkü gidişi de dönüşü de kendi içinde bir hikâye.
Ordu dönüşü hanelerimize gedikten bir gün sonra da Ünye’de yapılan programa katıldım. O derneğin de üyesi değildim ama bir şeyler öğrenmek için orada bulunmaya karar verdim. Zaten Ünye’de yapılan her programa il dışında değil isem mutlaka katılıyorum.
Bir gece önce Ordu’da gördüğüm manzaranın bir tekrarı da Ünye’de vardı.
Sonra şöyle bir düşündüm. Ve kendime “Senin ne işin vardı oralarda?” diye. Çünkü iki kurumunda resmi üyesi değildim. Hatta sadece üyeler gelse benim gibi hariçten gelenlere orada yer kalmazdı.
Bu arada Ordu ve en büyük ilçesi olan Ünye’de yapılan faaliyetlerin mekânı hakkında bir şey yazmak istemiyorum. Çünkü “Çok üst dereceli zevatların” kendince mühim işleri olma ihtimalinden bu gibi faaliyetleri “malayani” bulmuş olabilirler. O; “çok üst dereceli zevatlar”, kendilerince ‘ehemmi mühime tercih etmiş’ olabilirler.”
Neyse aklıma büyük şair Nabî’nin bir beyti geldi. Şöyle:
“Bende yok sabr-ı sükûn sende vefadan zerre/ İki yoktan ne çıkar fikreyleyin bir kerre”
İki yok: “Na” ile “Bi”.
Hem “Na” hem de “Bi” keliemin başına gelince, kelimeyi olumsuz yapar yazıyor kaynaklarda. Mesela Bivefa, vefasız; nahoş, hoş olamayan demekmiş.
Biz de aklımıza geldi yazdık işte. Konuyla bir alakası var mı yok mu diye düşünmeden. Malum bazen yazacak cümle bulamayınca böyle şeyler olabiliyor.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.