Bazı şahsiyetler vardır ki tarihte hak ettiği yeri alamaz. Bu vaziyet nasıl olur bir türlü anlamam. Sanki tarihin her döneminde anılmak için mühim bir rütbeye sahip olmak lazımmış gibi.
Tarih nedense ya galipleri yazar, ya da mağlupları.
Tarihimizde unutamayacağımız başarılar vardır. Malazgirt Zaferi, İstanbul’un Fethi, Mohaç, Ridaniye, Preveze deniz Zaferi vs…
Bütün bu zaferlerin en tanınmışları ordunun başında kim varsa ona ait olmuştur. Ancak tarihte bazı kahramanlar vardır ki sırf savaş kazanılmadı diye anılmazlar veya anlatılmaz. Gazi Osman Paşa Plevne’de bir zafer elde etseydi şimdiki gibi mi anılırdı?
Gazi Osman Paşa gibi kahramanlarımız zaman içinde sanki unutturulmaya çalışılıyormuş gibi bir hal var ortada. Zaferi saklamak zordur. Ancak yokluklar içinde mücadele edip netice itibariyle kesin bir başarı elde edemeyenlerin mücadelesi sanki görmezden gelinir.
İşte böyle az bilinen kahramanlarımızdan biri de Erzurumlu Şükrü Paşa. Edirne müdafi olarak bilinen bu zat; Almanca, İngilizce ve Fransızca bilmektedir. Doğum tarihi resmi kayıtlara göre 1 Ocak 1857 bilinmektedir. Osmanlı Devleti hala tarih sahnesindedir.
Erzurumlu Şükrü Paşa Harbiye ve Daruşşafaka okullarında “Balistik ve matematik” dersi verir. Bulgarlar Edirne’yi işgal edince Edirne Müstahkem Mevkii Komutanlığına getirilmiş 155 gün süren asil bir direniş yapılmıştır.
Zaman ilerledikçe yokluk baş göstermiş, süpürge tohumundan yapılmış ekmekler ve yanında yenebilecek ne varsa onunla beslenen birliklerin başında bulunmaktadır.
Vaziyetin zora girdiği zamanlarda askerlerin maneviyatı artıran konuşmalar yapıp, bazı taktikler denetirmiş. Günlerden bir gün askerlere “ Bu şehri son gücümüze kadar müdafaa edeceğiz. Şayet düşmen ben sağ iken bu hattı yarıp geçerse kendimi şehid kabul etmiyorum. Bırakın etimi kurtlar, kuşlar çekiştirsin. Cesedimi bulunduğu yerde bırakım. Şayet ben şehit olduktan sonra geçerlerse kefenim, ilifim ve sabunun çantamdadır” diyecek kadar gözü pek ve vatan sevgi dolu biridir.
Peki bu kişi niye herkes tarından pek tanınmaz?
O, hiç mi kendini düşünmemiş? Geri çekilip müdafaa ettiği yerleri bırakıp kendini kurtarmamış. Öleceğini bildiği halde kanının son damlasına kadar mücadele etmiş. Hatta düşmanı durduramadan ölürse kendini şehid saymayacak kadar da asil bir ruha sahip. Neden bu ve benzeri kişileri ülkenin bütün kişileri tanımaz? Tanırsa ne olur? Savaştan kaçmadığı için mi konuşulmuyor?
İstediğimiz kadar soru sorabiliriz ama istediğimiz kadar cevap veremeyebiliriz.
Erzurumlu Şükrü Paşa Mevlanakapı semtinde, Merkez Efendi Mezarlığında medfundur. Ebedi istirahatgahı yakınlarına ulaşıp da mezar başında bir Fatiha okumamak olmaz.
Aslında Şükrü Paşa gibi zâtlar çoktur. Ne hikmetse bu gibiler ile ilgili geniş bir bilgiye sahip değiliz. Tesadüfen okuduğumuz kitaplardan öğreniyoruz bu gibi şahsiyetleri.
Şayet bu savaş kazanılsaydı, başarıya ortak olacak çok kişi olabilirdi. Ancak zor şartlar altında mücadele etmek her babayiğidin harcı değildir. Öyle bir mücadele ki hem asker sayısı, hem askeri teçhizat, hem de yenecek şeylerin kısıtlı dahi sayılmayacak kadar kıt olması ve de büyük bir umutla mücadeleye devam etmek için bir ruha sahip olmak lazım.
Erzurumlu Şükrü Paşa 5 Haziran 1916 tarihinde ahiret âlemine irtihal eylemiştir. Ardında vatan için yaptığı mücadelenin hazin hikâyesi kamıştır.
Bu gibi kahramanlarımızın bir gün hak ettiği yerde olması en büyük dileklerimizdendir. Çünkü bize bir vatan bırakmak için mücadele etmişlerdir.
Acaba “mücadele” ruhunun kalıcı olması mı korkutuyor bizi?
Neyse sormadım sayın!
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
ZEKİ ORDU
MEHMET ŞÜKRÜ PAŞA
Bazı şahsiyetler vardır ki tarihte hak ettiği yeri alamaz. Bu vaziyet nasıl olur bir türlü anlamam. Sanki tarihin her döneminde anılmak için mühim bir rütbeye sahip olmak lazımmış gibi.
Tarih nedense ya galipleri yazar, ya da mağlupları.
Tarihimizde unutamayacağımız başarılar vardır. Malazgirt Zaferi, İstanbul’un Fethi, Mohaç, Ridaniye, Preveze deniz Zaferi vs…
Bütün bu zaferlerin en tanınmışları ordunun başında kim varsa ona ait olmuştur. Ancak tarihte bazı kahramanlar vardır ki sırf savaş kazanılmadı diye anılmazlar veya anlatılmaz. Gazi Osman Paşa Plevne’de bir zafer elde etseydi şimdiki gibi mi anılırdı?
Gazi Osman Paşa gibi kahramanlarımız zaman içinde sanki unutturulmaya çalışılıyormuş gibi bir hal var ortada. Zaferi saklamak zordur. Ancak yokluklar içinde mücadele edip netice itibariyle kesin bir başarı elde edemeyenlerin mücadelesi sanki görmezden gelinir.
İşte böyle az bilinen kahramanlarımızdan biri de Erzurumlu Şükrü Paşa. Edirne müdafi olarak bilinen bu zat; Almanca, İngilizce ve Fransızca bilmektedir. Doğum tarihi resmi kayıtlara göre 1 Ocak 1857 bilinmektedir. Osmanlı Devleti hala tarih sahnesindedir.
Erzurumlu Şükrü Paşa Harbiye ve Daruşşafaka okullarında “Balistik ve matematik” dersi verir. Bulgarlar Edirne’yi işgal edince Edirne Müstahkem Mevkii Komutanlığına getirilmiş 155 gün süren asil bir direniş yapılmıştır.
Zaman ilerledikçe yokluk baş göstermiş, süpürge tohumundan yapılmış ekmekler ve yanında yenebilecek ne varsa onunla beslenen birliklerin başında bulunmaktadır.
Vaziyetin zora girdiği zamanlarda askerlerin maneviyatı artıran konuşmalar yapıp, bazı taktikler denetirmiş. Günlerden bir gün askerlere “ Bu şehri son gücümüze kadar müdafaa edeceğiz. Şayet düşmen ben sağ iken bu hattı yarıp geçerse kendimi şehid kabul etmiyorum. Bırakın etimi kurtlar, kuşlar çekiştirsin. Cesedimi bulunduğu yerde bırakım. Şayet ben şehit olduktan sonra geçerlerse kefenim, ilifim ve sabunun çantamdadır” diyecek kadar gözü pek ve vatan sevgi dolu biridir.
Peki bu kişi niye herkes tarından pek tanınmaz?
O, hiç mi kendini düşünmemiş? Geri çekilip müdafaa ettiği yerleri bırakıp kendini kurtarmamış. Öleceğini bildiği halde kanının son damlasına kadar mücadele etmiş. Hatta düşmanı durduramadan ölürse kendini şehid saymayacak kadar da asil bir ruha sahip. Neden bu ve benzeri kişileri ülkenin bütün kişileri tanımaz? Tanırsa ne olur? Savaştan kaçmadığı için mi konuşulmuyor?
İstediğimiz kadar soru sorabiliriz ama istediğimiz kadar cevap veremeyebiliriz.
Erzurumlu Şükrü Paşa Mevlanakapı semtinde, Merkez Efendi Mezarlığında medfundur. Ebedi istirahatgahı yakınlarına ulaşıp da mezar başında bir Fatiha okumamak olmaz.
Aslında Şükrü Paşa gibi zâtlar çoktur. Ne hikmetse bu gibiler ile ilgili geniş bir bilgiye sahip değiliz. Tesadüfen okuduğumuz kitaplardan öğreniyoruz bu gibi şahsiyetleri.
Şayet bu savaş kazanılsaydı, başarıya ortak olacak çok kişi olabilirdi. Ancak zor şartlar altında mücadele etmek her babayiğidin harcı değildir. Öyle bir mücadele ki hem asker sayısı, hem askeri teçhizat, hem de yenecek şeylerin kısıtlı dahi sayılmayacak kadar kıt olması ve de büyük bir umutla mücadeleye devam etmek için bir ruha sahip olmak lazım.
Erzurumlu Şükrü Paşa 5 Haziran 1916 tarihinde ahiret âlemine irtihal eylemiştir. Ardında vatan için yaptığı mücadelenin hazin hikâyesi kamıştır.
Bu gibi kahramanlarımızın bir gün hak ettiği yerde olması en büyük dileklerimizdendir. Çünkü bize bir vatan bırakmak için mücadele etmişlerdir.
Acaba “mücadele” ruhunun kalıcı olması mı korkutuyor bizi?
Neyse sormadım sayın!