Tanıdıklarımızdan sık duyduğumuz sözlerden biri de “Ben bir şeyin ya en iyisini yaparım, ya da hiç yapmam” cümlesidir.
Bir şeyin en mükemmelini yapmak, yapabilmek…
Aslına bakılırsa oldukça iddialı bir söz. En mükemmelini hayata geçirmek…
Olmazsa?
Olmazsa; hiç yapmam!
Yani, hiçbir şeyi hayata geçiremem demenin “egoistçe” dile getirilmesi.
İlk bakışta mükemmel bir söz gibi duruyor.
Mükemmeliyetçi olarak bilinen insanlar etrafında en küçük kusuru bile görebilir. “Gel sen yap” denildiğinde “Ben yaparsam en iyisini yaparım” diye son derece edebi ve felsefi (!) cümleyi kuraralar.
Bu tür kişiler bence ikiye ayrılır.
Birincisi hiçbir konuda gün yüzüne çıkarabileceği bir şeyi yoktur. Aslında başarısız olmaktan korkarlar. Hatta başarısız olduğunu bilirler. Ancak ele güne karşı “Ben o işi yapamam” demez de “Ben yaptım mı en iyisini yaparım” der.
Tam bir kibirlilik hali.
Kibirli insanlar insanlara tepeden baktığı yetmezmiş gibi bir de muhataplarını veya başkalarını küçümserler. Tabiri caizse mükemmeliyetçilik kisvesine bürünürler.
Aslına bakılırsa bu ya bir öz güven eksikliği ya da hakikaten bir şeyler üretecek meziyetleri yoktur. Konuşmaya gelince “Başkaları başarısız, kendisi ise isterse en iyisini yapanlar” listesinde. Bu tespiti kim yapıyor tabii ki kendisi.
Bugün etrafımıza baktığımızda bu gibi kişileri görebiliriz. Herkesi acımasızca eleştirir, ancak kendisinin bir eseri yoktur. Böylece kimse bu tür kişilere söz söyleyemez.
Öz güven eksikliği psikolojik midir, yoksa bir alt yapı noksanlığı mıdır bilinmez. Çünkü belli bir eğitimi olmayan kişilerin, sanat ve zanaat sahibi olamazlar. Eğitim bir kişiyi belli bir nispette geliştirir. Ancak meziyet veya istidat denilen ve yaratılıştan olan bir özellik vardır ki bu çalışıp öğrenmenin de fevkinde bir şeydir.
Mütevazı insanlar bu yazdıklarımızın dışında. Çünkü onlar hadlerini bilir. Bir iddiaları yoktur. Bu durumda bunlar için öz güven eksikliği var denilmez. Zaten kendinden haberdarlardır.
Mütevazı insanlar dolayısı ile kibirli değillerdir. Yapılanları takdir eder. Olsa olsa imrenir ki imrenme olumsuz bir tabir değildir. Yani imrenme ile kıskanma arasında çok fark vardır. Hatta benzerlik bile yoktur.
Kibirli insanın dostu olmaz. Çünkü onalar herkese tepeden bakarlar. Küçücük bir başarısı varsa habbeyi kubbe yaparlar. Küçük dağların sahibi kendisidir.
Tevazu alçaklık değildir. İnsani bir duygudur.
Kimliği belli olamayan bir şair;
Neşv ü nemâ bulamaz düşmeyince hâke nebat/ Mütevâzı rahmet-i Rahman büyütür” demiş. Günümüz ifadesiyle; “Nasıl ki bir bitki, tohum halindeyken tevazu ile toprağa düşmedikçe gelişip büyüyemez. Zira alçakgönüllü olanı yaratıcının rahmeti büyütür” gibi bir anlama geliyor.
Hâsılı, tepeden bakmamalı. Çünkü ne zaman kimin daha tepede olacağı belli olmaz.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
ZEKİ ORDU
MÜKEMMELİYETÇİLİK VEYA ÖZ GÜVEN EKSİKLİĞİ
Tanıdıklarımızdan sık duyduğumuz sözlerden biri de “Ben bir şeyin ya en iyisini yaparım, ya da hiç yapmam” cümlesidir.
Bir şeyin en mükemmelini yapmak, yapabilmek…
Aslına bakılırsa oldukça iddialı bir söz. En mükemmelini hayata geçirmek…
Olmazsa?
Olmazsa; hiç yapmam!
Yani, hiçbir şeyi hayata geçiremem demenin “egoistçe” dile getirilmesi.
İlk bakışta mükemmel bir söz gibi duruyor.
Mükemmeliyetçi olarak bilinen insanlar etrafında en küçük kusuru bile görebilir. “Gel sen yap” denildiğinde “Ben yaparsam en iyisini yaparım” diye son derece edebi ve felsefi (!) cümleyi kuraralar.
Bu tür kişiler bence ikiye ayrılır.
Birincisi hiçbir konuda gün yüzüne çıkarabileceği bir şeyi yoktur. Aslında başarısız olmaktan korkarlar. Hatta başarısız olduğunu bilirler. Ancak ele güne karşı “Ben o işi yapamam” demez de “Ben yaptım mı en iyisini yaparım” der.
Tam bir kibirlilik hali.
Kibirli insanlar insanlara tepeden baktığı yetmezmiş gibi bir de muhataplarını veya başkalarını küçümserler. Tabiri caizse mükemmeliyetçilik kisvesine bürünürler.
Aslına bakılırsa bu ya bir öz güven eksikliği ya da hakikaten bir şeyler üretecek meziyetleri yoktur. Konuşmaya gelince “Başkaları başarısız, kendisi ise isterse en iyisini yapanlar” listesinde. Bu tespiti kim yapıyor tabii ki kendisi.
Bugün etrafımıza baktığımızda bu gibi kişileri görebiliriz. Herkesi acımasızca eleştirir, ancak kendisinin bir eseri yoktur. Böylece kimse bu tür kişilere söz söyleyemez.
Öz güven eksikliği psikolojik midir, yoksa bir alt yapı noksanlığı mıdır bilinmez. Çünkü belli bir eğitimi olmayan kişilerin, sanat ve zanaat sahibi olamazlar. Eğitim bir kişiyi belli bir nispette geliştirir. Ancak meziyet veya istidat denilen ve yaratılıştan olan bir özellik vardır ki bu çalışıp öğrenmenin de fevkinde bir şeydir.
Mütevazı insanlar bu yazdıklarımızın dışında. Çünkü onlar hadlerini bilir. Bir iddiaları yoktur. Bu durumda bunlar için öz güven eksikliği var denilmez. Zaten kendinden haberdarlardır.
Mütevazı insanlar dolayısı ile kibirli değillerdir. Yapılanları takdir eder. Olsa olsa imrenir ki imrenme olumsuz bir tabir değildir. Yani imrenme ile kıskanma arasında çok fark vardır. Hatta benzerlik bile yoktur.
Kibirli insanın dostu olmaz. Çünkü onalar herkese tepeden bakarlar. Küçücük bir başarısı varsa habbeyi kubbe yaparlar. Küçük dağların sahibi kendisidir.
Tevazu alçaklık değildir. İnsani bir duygudur.
Kimliği belli olamayan bir şair;
Neşv ü nemâ bulamaz düşmeyince hâke nebat/ Mütevâzı rahmet-i Rahman büyütür” demiş. Günümüz ifadesiyle; “Nasıl ki bir bitki, tohum halindeyken tevazu ile toprağa düşmedikçe gelişip büyüyemez. Zira alçakgönüllü olanı yaratıcının rahmeti büyütür” gibi bir anlama geliyor.
Hâsılı, tepeden bakmamalı. Çünkü ne zaman kimin daha tepede olacağı belli olmaz.