Gün geçmiyor ki dilimize yeni bir kelime girmesin!
Yeni giren kelime, “yeni” bir şeyin ismi olsa neyse. Hani ülkede daha önce öyle bir şey yoktur, yeni keşfedilmiştir, ona bir isim lazımdır. Bu durumda bu isim hakkı veya topluma yerleşmesi o yeniliği bulan tarafındır.
Dünyada telefon yokken, yani öyle bir kavramdan habersizken ismi de yoktu. Hayatımıza ismi ile birlikte girdi. Bu da gayet normal bir şey. Tıpkı Türklerin yoğurdun yapılışını bulması gibi.
…
Eskiden mahalle bakkallarımız vardı. Özellikle köy yerinde olanları şehre göre farklıydı. Çünkü köylünün olur olmaz zamanlarda şehre gitme imkânı olmadığından, bütün ihtiyaçlarını mahalle bakkalından karşılardı. Bu arada mahalle dedikse, öyle şehirler de olanlara benzemez. Mahalle köylerin küçük bir kısmının ismidir. Yani mahalle köyden oldukça küçük bir yerdir.
Köy veya köyün bir mahallesinde bulunan bakkallar tabiri caizse envaiçeşit mamul bulundururdu. Akide şekerinden tutun da hayvan ipine kadar. Gazyağından, gofrete kadar… Bir yerde şeker çuvalı, bir yerde kalın tuz çuvalı. Kapı önünde de manav kısmı vardı. Aklınıza ne gelirse yani.
Eski bakkallar; dükkân olarak da bilinirdi. Hatta galatı meşhur türünden “bakkal dükkânı” bile denildiği olurdu.
…
Şehirlerde ise genelde tek tip eşya veya mamul satan işyerleri olurdu. Manifaturacı, tuhafiye, ev aletleri, nakış dikiş malzemeleri, muhtelif bakliyat vs…
Köylerde bulunan bakkalların şehirli olanı da vardı. Köylerdeki gibi karmaşık değildi. Düzenli raflarda olurdu. Belli mamuller üzerinde yoğunlaşmıştı. Yani hayvan ipi ile tahta kaşık bir yerde bulunmazdı. Kısaca biraz daha az çeşidi fazla miktarda bulundururdu.
Ayakkabıcılar, terziler, berberler, lokantalar farklı ticari sınıfa girerdi.
Şehir bakkallarında; et, süt, yumurta, tavuk yemi gibi şeyler bulunmazdı. Çünkü bütün bunlar köyde vardı. Şehirli de hayvan beslemezdi.
Zaman içinde şehirde nereden geldiği belli olamayan yumurtalar, hazır sütler, pekmezler, ballar, reçeller, turşular ve buna benzer şeyler raflarda yerini almaya başladı. Önceleri bunlar şehirli insanlar için geliyordu. Çünkü köylerde bunlar zaten vardı. Her ev kadını turşu kurmasını bilir, reçelini yapar, marmelattın her türlüsünü hazırlar.
Köylerde her sonbahar kış hazırlıkları yapılır. Ne köyün bakkalından ne de şehirden böyle şeyler satın alınmazdı.
Çok şey “büyüsünü” köylünün şehirden süt ve yumurta almasıyla kaybetti. Artık mısır ekmeği bile fırınlarda yapılır oldu. Köylü tabii üretimden vazgeçti. İşin kolayına kaçtı.
Hayatımızdan çok şey çekilmeye başladı. Köylerde bulunan bakkallar da ismini terk etti. Artık el yazması tabelalarda bulunan “Kanaat bakkaliyesi” ifadesi yerin “Bizim Market” gibi ucube bir isme devretti.
Zamanla ne kadar ticari olan yer varsa isinin bir tarafı “market” oldu.
Neler kaybettiğimizin listesini tutan olmadı. Neleri kazandık bilen olmadı. Her şeyin bir marketi oldu. Hala daha “İnsan Marketi” adı altında bir işletme kurulmadı. Daha doğrusu kurulamadı…
Yoksa insanlığın öğrenilmesinin “birilerine” zararı mı var?
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
ZEKİ ORDU
ŞEHİR BAKKALLARI VE KÖY MARKETLERİ
Gün geçmiyor ki dilimize yeni bir kelime girmesin!
Yeni giren kelime, “yeni” bir şeyin ismi olsa neyse. Hani ülkede daha önce öyle bir şey yoktur, yeni keşfedilmiştir, ona bir isim lazımdır. Bu durumda bu isim hakkı veya topluma yerleşmesi o yeniliği bulan tarafındır.
Dünyada telefon yokken, yani öyle bir kavramdan habersizken ismi de yoktu. Hayatımıza ismi ile birlikte girdi. Bu da gayet normal bir şey. Tıpkı Türklerin yoğurdun yapılışını bulması gibi.
…
Eskiden mahalle bakkallarımız vardı. Özellikle köy yerinde olanları şehre göre farklıydı. Çünkü köylünün olur olmaz zamanlarda şehre gitme imkânı olmadığından, bütün ihtiyaçlarını mahalle bakkalından karşılardı. Bu arada mahalle dedikse, öyle şehirler de olanlara benzemez. Mahalle köylerin küçük bir kısmının ismidir. Yani mahalle köyden oldukça küçük bir yerdir.
Köy veya köyün bir mahallesinde bulunan bakkallar tabiri caizse envaiçeşit mamul bulundururdu. Akide şekerinden tutun da hayvan ipine kadar. Gazyağından, gofrete kadar… Bir yerde şeker çuvalı, bir yerde kalın tuz çuvalı. Kapı önünde de manav kısmı vardı. Aklınıza ne gelirse yani.
Eski bakkallar; dükkân olarak da bilinirdi. Hatta galatı meşhur türünden “bakkal dükkânı” bile denildiği olurdu.
…
Şehirlerde ise genelde tek tip eşya veya mamul satan işyerleri olurdu. Manifaturacı, tuhafiye, ev aletleri, nakış dikiş malzemeleri, muhtelif bakliyat vs…
Köylerde bulunan bakkalların şehirli olanı da vardı. Köylerdeki gibi karmaşık değildi. Düzenli raflarda olurdu. Belli mamuller üzerinde yoğunlaşmıştı. Yani hayvan ipi ile tahta kaşık bir yerde bulunmazdı. Kısaca biraz daha az çeşidi fazla miktarda bulundururdu.
Ayakkabıcılar, terziler, berberler, lokantalar farklı ticari sınıfa girerdi.
Şehir bakkallarında; et, süt, yumurta, tavuk yemi gibi şeyler bulunmazdı. Çünkü bütün bunlar köyde vardı. Şehirli de hayvan beslemezdi.
Zaman içinde şehirde nereden geldiği belli olamayan yumurtalar, hazır sütler, pekmezler, ballar, reçeller, turşular ve buna benzer şeyler raflarda yerini almaya başladı. Önceleri bunlar şehirli insanlar için geliyordu. Çünkü köylerde bunlar zaten vardı. Her ev kadını turşu kurmasını bilir, reçelini yapar, marmelattın her türlüsünü hazırlar.
Köylerde her sonbahar kış hazırlıkları yapılır. Ne köyün bakkalından ne de şehirden böyle şeyler satın alınmazdı.
Çok şey “büyüsünü” köylünün şehirden süt ve yumurta almasıyla kaybetti. Artık mısır ekmeği bile fırınlarda yapılır oldu. Köylü tabii üretimden vazgeçti. İşin kolayına kaçtı.
Hayatımızdan çok şey çekilmeye başladı. Köylerde bulunan bakkallar da ismini terk etti. Artık el yazması tabelalarda bulunan “Kanaat bakkaliyesi” ifadesi yerin “Bizim Market” gibi ucube bir isme devretti.
Zamanla ne kadar ticari olan yer varsa isinin bir tarafı “market” oldu.
Neler kaybettiğimizin listesini tutan olmadı. Neleri kazandık bilen olmadı. Her şeyin bir marketi oldu. Hala daha “İnsan Marketi” adı altında bir işletme kurulmadı. Daha doğrusu kurulamadı…
Yoksa insanlığın öğrenilmesinin “birilerine” zararı mı var?