Öncelikle belirteyim bu bir siyasi veya politik bir yazı değildir.
Ne zaman seçim sahtı mailine girilse veya seçimim adından bahsedilse; televizyonlarda ekonomi haberlerinden geçilmiyor. Kon haberden çok yorum gibi oluyor bazen. Hayatım boyunca siyasi fikirlerimi “partiler nezdinde” içimde tuttum. Yani doğrudan doğruya politik yazılar yazmadım.
Elbette eli kalem tutan kişiler; politik yazılar da yazar, ekonomik yazılar da. Ben bunlara yanlış yapıyor demiyorum. Elbette her okumasını bilen biri gibi ben de ülkede olup bitenleri yakından takip ediyorum. Kendi fikirlerimi; siyasi veya politik olarak görmüyor kendi “ideoloji” yapımıma göre değerlendiriyorum.
Şimdi bana “Haydaa! Hem kendi ideolojim diyorsun, hem de siyasi değil diyorsun” diye çıkışan olabilir. Olsun!
Günümüzde hiçbir partinin seçmeni ile birlikte “idealist” olduğunu düşünmüyorum. Bütün gayretin “yönetmek” üzerine kurulu olduğu kanaati bende tam 50 senelik bir fikir. Yani yarım asırdır bütün siyasi partileri ülkeyi yönetmeye talip olduğu fikrinden öte görmedim. Haa yanlıştır, doğrudur o başka. Madem “demokrasi” denilen bir mefhum var ben de fikrimi söyledim.
Diyeceksiniz ki “Sizinki fikir falan değil.” İster fikir yerine konulsun, ister konulmasın, ben öyle düşünüyorum. Kimin beğenip beğenmediği de beni çok alakadar etmiyor.
Kavram kargaşasının olduğu yerde “idealizm” nasıl olur. Çünkü “bizden” olan her şey doru; “bizden değilse” yanlış. Kısaca birileri bu topluma böyle şeyler öğretmiş. Bazen itiraflar bile “sempatizanları” ikna edemiyor.
Her darbe ülkeden “idealizmi” uzaklaştıran bir balyoz olmuştur. Gün geçtikçe “Para gelsin de nasıl gelirse gelsin” anlayışı daha da yerleşiyor. Bazı değer yargıları zamanla değişiyor. Günümüzde ahlaksızlık kabul edilecek çok şey ortadan kalktı. Mesela evli olan kadın ve erkeğin karısını ve kocasını aldatması hala kötü iken; bekârların yaşantı şekilleri “özel hayat” sınıfına girdiği için normal. Yani dünyada 18 yaş üstü herkes herkesle istediği gibi yaşar. Sonunda adaylar birini seçerek “tecrübeli” bir şekilde hayatlarına devam eder.
Bir gün bir kitapta okumuştum. Kusura bakılmasın ama kitap okumak gibi tuhaf bir alışkanlığımız var. Neyse kitapta anlatılan konu Eskişehir ilinin bir köyünde geçiyor. Zaman ise bundan yarım asır önce.
İki arkadaş şehirden çıkıp yaklaşık iki saat yürüyerek gidilecek köylerine doğru yürümeye koyulurlar. Epey zaman sonra yolda bir ihtiyara rastlarlar. O da onlarla aynı yöne doğru ağır ağır yürümektedir.
Gençler kendi aralarında “Biz bu yaşlı amcadan hızlı gidiyoruz. Birazdan onu geçmemiz gerekecek. Önüne geçmek doğru mu” diye konuşmaya başlarlar. Biraz daha yürüdükten sonra aralarından biri ihtiyarın yanına gelir ve “Bey amca. Bizim yolumuz uzun. Biraz hızlı yürümemiz gerekiyor. Sizi geçersek önünüzde yürümüş olacağız. Ne yapmalıyız” der. Güngörmüş ihtiyar delikanlılara dua eder ve “tabii evladım, siz gecikmeyin. Benim yolum zaten yakın” diyerek onlara müsaade eder.
Elbette bu “Uç örnek” diye tabir edilen türden bir hatıra. Demem o ki yolda giden birinin önüne geçmek için müsaade isteyen bir zamanda kim kimin önüne geçtiği belli olamayan bir devre ulaşınca idealizmden bahsetmek biraz abes oluyor.
Günümüz nesli siyaset ile politika kelimesini bile ayırt edemiyor. Siyaset ve politika aynı anlamda değildir. Politika; parlamenter sisteme ait bir terimdir. Ve siyasi partilerin yaptığı şeydir. Mesela seçim öncesi Kayseri’ye deniz getirme vaadinde bulunabilirler.
Siyaset ise tam manasıyla “Hayat bilgisi” demektir. Her insanın bir siyaseti yani hayat tarzı vardır. Düzgün siyaseti olan vatandaşları vaat ile ikna etmek kolay değildir. Onları başkalarından bir beklentileri de yoktur. Onlara ne verileceğinden çok; “Nelerin alınmayacağı” onları daha fazla ilgilendirir.
Kısaca her insan başka bir dünyadır.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
ZEKİ ORDU
SİYASİ AHLAK VEYA POLİTİK KÜLTÜR
Öncelikle belirteyim bu bir siyasi veya politik bir yazı değildir.
Ne zaman seçim sahtı mailine girilse veya seçimim adından bahsedilse; televizyonlarda ekonomi haberlerinden geçilmiyor. Kon haberden çok yorum gibi oluyor bazen. Hayatım boyunca siyasi fikirlerimi “partiler nezdinde” içimde tuttum. Yani doğrudan doğruya politik yazılar yazmadım.
Elbette eli kalem tutan kişiler; politik yazılar da yazar, ekonomik yazılar da. Ben bunlara yanlış yapıyor demiyorum. Elbette her okumasını bilen biri gibi ben de ülkede olup bitenleri yakından takip ediyorum. Kendi fikirlerimi; siyasi veya politik olarak görmüyor kendi “ideoloji” yapımıma göre değerlendiriyorum.
Şimdi bana “Haydaa! Hem kendi ideolojim diyorsun, hem de siyasi değil diyorsun” diye çıkışan olabilir. Olsun!
Günümüzde hiçbir partinin seçmeni ile birlikte “idealist” olduğunu düşünmüyorum. Bütün gayretin “yönetmek” üzerine kurulu olduğu kanaati bende tam 50 senelik bir fikir. Yani yarım asırdır bütün siyasi partileri ülkeyi yönetmeye talip olduğu fikrinden öte görmedim. Haa yanlıştır, doğrudur o başka. Madem “demokrasi” denilen bir mefhum var ben de fikrimi söyledim.
Diyeceksiniz ki “Sizinki fikir falan değil.” İster fikir yerine konulsun, ister konulmasın, ben öyle düşünüyorum. Kimin beğenip beğenmediği de beni çok alakadar etmiyor.
Kavram kargaşasının olduğu yerde “idealizm” nasıl olur. Çünkü “bizden” olan her şey doru; “bizden değilse” yanlış. Kısaca birileri bu topluma böyle şeyler öğretmiş. Bazen itiraflar bile “sempatizanları” ikna edemiyor.
Her darbe ülkeden “idealizmi” uzaklaştıran bir balyoz olmuştur. Gün geçtikçe “Para gelsin de nasıl gelirse gelsin” anlayışı daha da yerleşiyor. Bazı değer yargıları zamanla değişiyor. Günümüzde ahlaksızlık kabul edilecek çok şey ortadan kalktı. Mesela evli olan kadın ve erkeğin karısını ve kocasını aldatması hala kötü iken; bekârların yaşantı şekilleri “özel hayat” sınıfına girdiği için normal. Yani dünyada 18 yaş üstü herkes herkesle istediği gibi yaşar. Sonunda adaylar birini seçerek “tecrübeli” bir şekilde hayatlarına devam eder.
Bir gün bir kitapta okumuştum. Kusura bakılmasın ama kitap okumak gibi tuhaf bir alışkanlığımız var. Neyse kitapta anlatılan konu Eskişehir ilinin bir köyünde geçiyor. Zaman ise bundan yarım asır önce.
İki arkadaş şehirden çıkıp yaklaşık iki saat yürüyerek gidilecek köylerine doğru yürümeye koyulurlar. Epey zaman sonra yolda bir ihtiyara rastlarlar. O da onlarla aynı yöne doğru ağır ağır yürümektedir.
Gençler kendi aralarında “Biz bu yaşlı amcadan hızlı gidiyoruz. Birazdan onu geçmemiz gerekecek. Önüne geçmek doğru mu” diye konuşmaya başlarlar. Biraz daha yürüdükten sonra aralarından biri ihtiyarın yanına gelir ve “Bey amca. Bizim yolumuz uzun. Biraz hızlı yürümemiz gerekiyor. Sizi geçersek önünüzde yürümüş olacağız. Ne yapmalıyız” der. Güngörmüş ihtiyar delikanlılara dua eder ve “tabii evladım, siz gecikmeyin. Benim yolum zaten yakın” diyerek onlara müsaade eder.
Elbette bu “Uç örnek” diye tabir edilen türden bir hatıra. Demem o ki yolda giden birinin önüne geçmek için müsaade isteyen bir zamanda kim kimin önüne geçtiği belli olamayan bir devre ulaşınca idealizmden bahsetmek biraz abes oluyor.
Günümüz nesli siyaset ile politika kelimesini bile ayırt edemiyor. Siyaset ve politika aynı anlamda değildir. Politika; parlamenter sisteme ait bir terimdir. Ve siyasi partilerin yaptığı şeydir. Mesela seçim öncesi Kayseri’ye deniz getirme vaadinde bulunabilirler.
Siyaset ise tam manasıyla “Hayat bilgisi” demektir. Her insanın bir siyaseti yani hayat tarzı vardır. Düzgün siyaseti olan vatandaşları vaat ile ikna etmek kolay değildir. Onları başkalarından bir beklentileri de yoktur. Onlara ne verileceğinden çok; “Nelerin alınmayacağı” onları daha fazla ilgilendirir.
Kısaca her insan başka bir dünyadır.