İmkânım dairesinde bazı seyahatler yaparım. Bu seyahatlerin çoğu kültürel amaçlıdır. Yani bir yerlere tatil yapmak maksadıyla gitmem. Zaten tatil beldeleri denilince akla gelen yerler daha çok Ege ve Akdeniz sahilleridir.
Uzun ve yorucu kışın ardından fırsatı olan bazı kişiler tatil beldelerine giderler. Kendi belirledikleri süre içinde gittikleri yerlerde kalırlar. Bazı kişiler tatillerini deniz sahillerinde geçirirken -ki en yaygın olanı budur- bazıları da farklı coğrafyalara yelken açarlar. Daha tarihi yerleri tercih ederler.
Tatil yerlerinde gittikleri yerin mutfağı çok kişinin en fazla ilgilendiği alandır. Hatta tatilden dönen birine “Oranın en meşhur şeyi nedir?” sorusunda, sorulmak istenen yiyecektir. Bunun dışında; göl, dere, çağlayan, ormanlık alan ve mimari yapılardır.
Bütün bunlar göz ile görülen şeylerdir. Çoğumuz “Evleri çok güzel, sokakları geniş veya dar, caddeler tenha veya kalabalık” gibi o anı anlatırlar. Şehir ile ilgili; sosyal, kültürel, ekonomik, demografik, dini, ladini, sanat ve coğrafi şeyler hakkında bilgi edinilmez, sadece bir yerleri görmüş olmanın farklılığı onlara değişik gelir. Etrafı bir arabanın camından seyreder gibi seyrederler. Sadece ilk defa görmüş olmanın bir heyecanı vardır kendilerinde.
Bazı meraklı kişiler ise bulundukları yer ile ilgili sorular sorarlar. İşte burada soranları şaşkınlığa düşüren cevaplar alırlar. “Falan yerde biri var ona sor, o buraların tarihini iyi bilir” veya “ Filanca kişi buralarla ilgili araştırma yapmıştı” gibi sözler duyar.
Her ilçe veya ilde mutlaka etrafına duyarlı kişiler bulunur. Bu bir elin parmaklarını geçmez demek bile abartılı olur. Artık günümüzde bu gibi kişiler bir veya en fazla iki kişidir. Diğerleri ise o şehir içinde yaşamaktadırlar.
Bazen de şehri ile ilgili sorulara öyle tuhaf cevap verir ki evlere şenlik. “Burası nasıl bir yer?” sorusuna verilen cevaplardan biri de “Buranın tarihi eski. Taa milattan önce buralarda bazı kişiler yaşamış. Şu binalar ve yapılar onlara ait. Gibi cevaplar alabilirsiniz. Yani yaşadığı yerin tarihi geçmişinin önemini kendi soyundan olmayan birilerine bağlar. Bununla da övünür. Övündüğü o şeyi de koruyamamıştır. Korumak gibi de bir gayreti yoktur zaten.
En çok da “Buralarda eskiden şunlar yapılırmış, bunlar üretilirmiş, falan işletme varmış. Kısaca buralar mühimdir!” sözlerini duyarsınız.
Ben bu tür konuşanlara hep şu soruyu sorarım: Eskiler bunları yapıp bırakmış da siz neler yaptınız?
Derin bir sükût…
Ülkece başkalarının yani bizden öncekilerinin yaptıklarıyla övünürüz. Onları bir asalet unvanı gibi taşırız. Hele yanımızda bir de bizimle yarışan, mukayese edilen ilçe veya il varsa değme keyfine. O zaman en eski biziz, en kalabalık biziz, en çok sanatkâr bizden çıkmıştır lafları alıp başını gider. Bütün bu olanlar tamamen geçmişin bakiyesidir ve yenilerin yaptığı şeyler yoktur. Tabii yeni binalardan başka.
Maalesef günümüzde tarih ikiye ayrılıyor. Ya doğduğumuz andan berisi, ya da milattan öncesi. Bu ikisi arasında bulunan yer sanki buharlaşmış gibi.
Belli yaşı geçmiş kişiler çocukluğuna özlem duyarken, bulunduğu yeri anlatırken de milattan önceden bahseder. Kısaca bir ayarımız yok. Daha doğrusu orta seviyede bir bilgiye sahip değiliz. Aslında o bilgiye de ulaşmak gibi bir gayretimiz de yok.
Bazı geziler sonunda, yaşadığı yerde bulunan ırmağın ismini bilmeyen bir nesille karşı karşıya kalmış biri olarak, yeni neslin nereye doğru gittiğini bilmiyoruz.
Sanırım bu hususta sosyologlara çok iş düşecek. Eğer bir çözüm bulunamazsa da psikologlara…
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
ZEKİ ORDU
SİZDEN NELER YAPTINIZ?
İmkânım dairesinde bazı seyahatler yaparım. Bu seyahatlerin çoğu kültürel amaçlıdır. Yani bir yerlere tatil yapmak maksadıyla gitmem. Zaten tatil beldeleri denilince akla gelen yerler daha çok Ege ve Akdeniz sahilleridir.
Uzun ve yorucu kışın ardından fırsatı olan bazı kişiler tatil beldelerine giderler. Kendi belirledikleri süre içinde gittikleri yerlerde kalırlar. Bazı kişiler tatillerini deniz sahillerinde geçirirken -ki en yaygın olanı budur- bazıları da farklı coğrafyalara yelken açarlar. Daha tarihi yerleri tercih ederler.
Tatil yerlerinde gittikleri yerin mutfağı çok kişinin en fazla ilgilendiği alandır. Hatta tatilden dönen birine “Oranın en meşhur şeyi nedir?” sorusunda, sorulmak istenen yiyecektir. Bunun dışında; göl, dere, çağlayan, ormanlık alan ve mimari yapılardır.
Bütün bunlar göz ile görülen şeylerdir. Çoğumuz “Evleri çok güzel, sokakları geniş veya dar, caddeler tenha veya kalabalık” gibi o anı anlatırlar. Şehir ile ilgili; sosyal, kültürel, ekonomik, demografik, dini, ladini, sanat ve coğrafi şeyler hakkında bilgi edinilmez, sadece bir yerleri görmüş olmanın farklılığı onlara değişik gelir. Etrafı bir arabanın camından seyreder gibi seyrederler. Sadece ilk defa görmüş olmanın bir heyecanı vardır kendilerinde.
Bazı meraklı kişiler ise bulundukları yer ile ilgili sorular sorarlar. İşte burada soranları şaşkınlığa düşüren cevaplar alırlar. “Falan yerde biri var ona sor, o buraların tarihini iyi bilir” veya “ Filanca kişi buralarla ilgili araştırma yapmıştı” gibi sözler duyar.
Her ilçe veya ilde mutlaka etrafına duyarlı kişiler bulunur. Bu bir elin parmaklarını geçmez demek bile abartılı olur. Artık günümüzde bu gibi kişiler bir veya en fazla iki kişidir. Diğerleri ise o şehir içinde yaşamaktadırlar.
Bazen de şehri ile ilgili sorulara öyle tuhaf cevap verir ki evlere şenlik. “Burası nasıl bir yer?” sorusuna verilen cevaplardan biri de “Buranın tarihi eski. Taa milattan önce buralarda bazı kişiler yaşamış. Şu binalar ve yapılar onlara ait. Gibi cevaplar alabilirsiniz. Yani yaşadığı yerin tarihi geçmişinin önemini kendi soyundan olmayan birilerine bağlar. Bununla da övünür. Övündüğü o şeyi de koruyamamıştır. Korumak gibi de bir gayreti yoktur zaten.
En çok da “Buralarda eskiden şunlar yapılırmış, bunlar üretilirmiş, falan işletme varmış. Kısaca buralar mühimdir!” sözlerini duyarsınız.
Ben bu tür konuşanlara hep şu soruyu sorarım: Eskiler bunları yapıp bırakmış da siz neler yaptınız?
Derin bir sükût…
Ülkece başkalarının yani bizden öncekilerinin yaptıklarıyla övünürüz. Onları bir asalet unvanı gibi taşırız. Hele yanımızda bir de bizimle yarışan, mukayese edilen ilçe veya il varsa değme keyfine. O zaman en eski biziz, en kalabalık biziz, en çok sanatkâr bizden çıkmıştır lafları alıp başını gider. Bütün bu olanlar tamamen geçmişin bakiyesidir ve yenilerin yaptığı şeyler yoktur. Tabii yeni binalardan başka.
Maalesef günümüzde tarih ikiye ayrılıyor. Ya doğduğumuz andan berisi, ya da milattan öncesi. Bu ikisi arasında bulunan yer sanki buharlaşmış gibi.
Belli yaşı geçmiş kişiler çocukluğuna özlem duyarken, bulunduğu yeri anlatırken de milattan önceden bahseder. Kısaca bir ayarımız yok. Daha doğrusu orta seviyede bir bilgiye sahip değiliz. Aslında o bilgiye de ulaşmak gibi bir gayretimiz de yok.
Bazı geziler sonunda, yaşadığı yerde bulunan ırmağın ismini bilmeyen bir nesille karşı karşıya kalmış biri olarak, yeni neslin nereye doğru gittiğini bilmiyoruz.
Sanırım bu hususta sosyologlara çok iş düşecek. Eğer bir çözüm bulunamazsa da psikologlara…