Son zamanlarda ülkemizin problemlerinden biri de şehirlerde yeterli park yerlerinin olmaması. Bu durumda her taşıt sahibi nerede bir boşluk bulursa oraya park etmekte. Bazen yaya kaldırımları da bundan payını almakta.
Zaten yaya kaldırımları işyerlerinin teşhir salonuna dönmüş durumda. Bir de otomobiller park edilince bir keşmekeş hali zuhur ediyor.
Bütün bunlara zaman içinde alıştık. Ancak bazı şehirlerin tanınmasına yarayan tarihi binalar var. Bunlar kâh bir iş hanı, kâh eski bir okul, kâh muhtelif faaliyetler için yapılmış yapılar. Bazen de tarihi çarşılar ve mahalleler var.
Bütün bunlar sadece şehrin yerlileri tarafından değil de başka il ve ilçelerden gelenler tarafından da biliniyor. Zaten dışarıdan gelenler buraları görmek ve fotoğraflamak için geliyor. Ancak gel de doğru dürüst fotoğraflarını çek!
Bir binanın büyüklüğünden ne olur ki? Önüne park edilmiş iki veya üç araç şehrin trafiğini rahatlatmaz. O durumda da kaliteli fotoğraf da çekilmez. Yani farkında olunmadan bir “araç kirliliği” kendini gösterir.
Bir şehrin tanıtılmasında fotoğraf önemli bir unsurdur. Biz yıllarca Avrupa ve Amerika menşeli fotoğraflara hayran hayran bakıp; elin memleketine methiyeler düzerdik. Son yıllarda görüldü ki ülkemiz; tarihi, coğrafi, iklim, tarih ve medeniyet bakımında çok zengin ülkelerden. Göze hitap edecek yerleri alabildiğine fazla. Tanıtım denilen şeyin ne olduğunu bilmediğimizden; yeterli şekilde tanıtamıyoruz. Yani tanıtmasını bilemiyoruz.
Bence her il ve ilçenin tarihi ve turistik mekânları belirlensin buralara park yapılması yasaklansın. Başka yerlerden gelenler ise rahat rahat fotoğraflarını çekip; gittikleri yerde buraların özelliklerini anlatsınlar.
Tarihi ve turistik özellikleri çok olan yerlerde bile “Lüzumsuz park edilen araç sayısı” iki elin parmaklarını geçmez. Bu kadar otomobile şehirde yer bulunur. Hâlbuki fotoğraflardan görüp beğenip gelenler şehre maddi ve manevi katkıları olur. Hani altın yumurtlayan tavuğu kesmek diye bir tabir var ya bu da onun gibi bir şey oluyor. Kendimize has güzellikleri kendimiz engelliyoruz.
Bu işleri halletmek o kadar kolay değil diyenler olabilir. Şehrin problemlerini halledilmemesinin başlıca sebebi “seçim” diye bilinen kaidenin “seçmen” tarafında Demokles’in kılıcı gibi kullanılması. Hâlbuki bir karar alınsa ve arka arkaya iki belediye başkanı bazı kuralları kararlılıkla “uygulayabilse” bu problem kökünden çözülür. Popülist yaklaşımlar problemlerin halı altına süpürülmesi gibidir.
Ülkemizde hangi ilçeye giderseniz gidin, tarihi özelliği bulunmayan bir yer yoktur. Sayıları birbirinden farklı olabilir. Ancak mutlaka vardır. İşte var olan o hususiyeti ilçe dışına da çıkmasını sağlamak, buraları görmek için gelmelerini sağlamak gibi hedeflerimiz olmalı.
Hedefleri olmayanların başarıları da olamaz. Yanlışlarda ders alamayan, doğruları devam ettiremeyenler zamanla günü dahi kurtaramaz. Kendileri dünyayı terk etmeden isimleri unutulur gider.
Hani masallara “Bir varmış, bir yokmuş” diye başlarlar ya o misal.
Yarınlarda, “Âlimler ve zalimler” hiç unutulmazlar. Biz Sultan Alparslan’ı da hatırlarız, Hitler’i de… Biri insan sınıfından, diğeri zalim sınıfından…
Her devrin böyle “ikilileri” vardır.
Konumuz bu değil şimdi. Konumuz; “Şehrimizi nasıl tanıtırız?” Ancak biz tanıtmaktan çok “Şehrimizin tanınmasını nasıl önleriz?” sorusu üzerinde duruyoruz.
Kısaca güzelliklerimizi yaymalı, güzel olmayanlar varsa çözüm bulmalıyız. İnsan en çok kendisine faydalı olabilir. Tabii zararlı da…
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
ZEKİ ORDU
TARİHİ MEKÂNLARDA ARABA KİRLİLİĞİ
Son zamanlarda ülkemizin problemlerinden biri de şehirlerde yeterli park yerlerinin olmaması. Bu durumda her taşıt sahibi nerede bir boşluk bulursa oraya park etmekte. Bazen yaya kaldırımları da bundan payını almakta.
Zaten yaya kaldırımları işyerlerinin teşhir salonuna dönmüş durumda. Bir de otomobiller park edilince bir keşmekeş hali zuhur ediyor.
Bütün bunlara zaman içinde alıştık. Ancak bazı şehirlerin tanınmasına yarayan tarihi binalar var. Bunlar kâh bir iş hanı, kâh eski bir okul, kâh muhtelif faaliyetler için yapılmış yapılar. Bazen de tarihi çarşılar ve mahalleler var.
Bütün bunlar sadece şehrin yerlileri tarafından değil de başka il ve ilçelerden gelenler tarafından da biliniyor. Zaten dışarıdan gelenler buraları görmek ve fotoğraflamak için geliyor. Ancak gel de doğru dürüst fotoğraflarını çek!
Bir binanın büyüklüğünden ne olur ki? Önüne park edilmiş iki veya üç araç şehrin trafiğini rahatlatmaz. O durumda da kaliteli fotoğraf da çekilmez. Yani farkında olunmadan bir “araç kirliliği” kendini gösterir.
Bir şehrin tanıtılmasında fotoğraf önemli bir unsurdur. Biz yıllarca Avrupa ve Amerika menşeli fotoğraflara hayran hayran bakıp; elin memleketine methiyeler düzerdik. Son yıllarda görüldü ki ülkemiz; tarihi, coğrafi, iklim, tarih ve medeniyet bakımında çok zengin ülkelerden. Göze hitap edecek yerleri alabildiğine fazla. Tanıtım denilen şeyin ne olduğunu bilmediğimizden; yeterli şekilde tanıtamıyoruz. Yani tanıtmasını bilemiyoruz.
Bence her il ve ilçenin tarihi ve turistik mekânları belirlensin buralara park yapılması yasaklansın. Başka yerlerden gelenler ise rahat rahat fotoğraflarını çekip; gittikleri yerde buraların özelliklerini anlatsınlar.
Tarihi ve turistik özellikleri çok olan yerlerde bile “Lüzumsuz park edilen araç sayısı” iki elin parmaklarını geçmez. Bu kadar otomobile şehirde yer bulunur. Hâlbuki fotoğraflardan görüp beğenip gelenler şehre maddi ve manevi katkıları olur. Hani altın yumurtlayan tavuğu kesmek diye bir tabir var ya bu da onun gibi bir şey oluyor. Kendimize has güzellikleri kendimiz engelliyoruz.
Bu işleri halletmek o kadar kolay değil diyenler olabilir. Şehrin problemlerini halledilmemesinin başlıca sebebi “seçim” diye bilinen kaidenin “seçmen” tarafında Demokles’in kılıcı gibi kullanılması. Hâlbuki bir karar alınsa ve arka arkaya iki belediye başkanı bazı kuralları kararlılıkla “uygulayabilse” bu problem kökünden çözülür. Popülist yaklaşımlar problemlerin halı altına süpürülmesi gibidir.
Ülkemizde hangi ilçeye giderseniz gidin, tarihi özelliği bulunmayan bir yer yoktur. Sayıları birbirinden farklı olabilir. Ancak mutlaka vardır. İşte var olan o hususiyeti ilçe dışına da çıkmasını sağlamak, buraları görmek için gelmelerini sağlamak gibi hedeflerimiz olmalı.
Hedefleri olmayanların başarıları da olamaz. Yanlışlarda ders alamayan, doğruları devam ettiremeyenler zamanla günü dahi kurtaramaz. Kendileri dünyayı terk etmeden isimleri unutulur gider.
Hani masallara “Bir varmış, bir yokmuş” diye başlarlar ya o misal.
Yarınlarda, “Âlimler ve zalimler” hiç unutulmazlar. Biz Sultan Alparslan’ı da hatırlarız, Hitler’i de… Biri insan sınıfından, diğeri zalim sınıfından…
Her devrin böyle “ikilileri” vardır.
Konumuz bu değil şimdi. Konumuz; “Şehrimizi nasıl tanıtırız?” Ancak biz tanıtmaktan çok “Şehrimizin tanınmasını nasıl önleriz?” sorusu üzerinde duruyoruz.
Kısaca güzelliklerimizi yaymalı, güzel olmayanlar varsa çözüm bulmalıyız. İnsan en çok kendisine faydalı olabilir. Tabii zararlı da…