Bir şehri hatırladığımda aklıma hemen sözleri Orhan Arıtan ve bestesi Selahattin Altınbaş’a ait bir eserin mısraları gelir.
Şarkının ikinci mısraı “Maziye bir bakıver neler neler bıraktık” şeklinde…
Peki mazide kalan neydi?
Neleri geride bıraktık, neleri yarınlara taşıdık?
Özellikle ilçe merkezlerinde olan değişiklikler daha belirgindi son yarım asra göre. Zamanla köyler de değişime ayak uydurduktan sonra köy, ilçe ve il sadece bir yönetim birimi olarak ayrıldı birbirinden.
Köylüler şehirden süt, yumurta, peynir ile muhtelif sebzeleri almaya başladıktan sonra isminim ne olduğunun ne ehemmiyeti olabilir ki?
Bu üçlüden yani köy, ilçe ve il üçlüsünden hep ilçeler farklı gelmiştir bana. Çünkü köylü ve şehirli nettir. Her köylü aynı şartlar altında yaşar. Bedeni çalışma esastır. Güce dayalı bir hayat tarzları vardır.
Tarla takın işleri, hayvancılık, ziraat ve buna benze birtakım meşgale.
Alın teri, yorgunluk, gelecek kaygısı ve çocukları…
Şairin; “Viran olası hanede evlad ü ıyal var” demesi gibi. Âşık Dertli ’ye ait olan bu mısra bundan yarım asır önceki Anadolu insanın anlatıyor. Kısaca şöyle demek: Bakmakla yükümlü bir ailem var…
Konu uzadıkça uzadı biz bir türlü şehre gelemedik.
İlçelerde yönetim birimleri, muhtelif memurlular ve ticaretle uğraşan esnafın dışında; köylerinde geçim sıkıntısı çekmiş kişilerden göç eden insanlar olurdu.
Erkek memurlar takım elbiseli, kadın memurlar kumaş etekli ve üzerinde erkeklerin ceketine benzer bir kıyafet olurdu. Yani “Memur milleti” kendini hemen belli ederdi.
Sonra seyyar satıcılar, boyacılar, simitçiler, muhtelif eşya satan şahıslar veya küçük dükkânlar bulunurdu.
Lokantaların içini öğle saatlerinde daha kalabalık olurdu. Vakit namazına yarım saat önce gelen piri faniler ezanı beklerken aralarında muhabbet ederlerdi.
Sokaklarda her türlü kişi kendi sosyal sınıfını temsil eden kıyafetlerle gezerlerdi.
Zaman içinde kıyafetler birbirine benzemeye başladı. Erkek kıyafetleri yaz ve kış birbirine benzerken kadın kıyafetleri mevsimine göre değişiyordu. Kadınlarda yaz ile kış kıyafeti arasında bulunan açıklık çok fazlaydı. Gören de erkekleri çok üşüyen canlılar sınıfına dâhil edecekti.
Zaman ilerledikçe bazı markalar dikkat çekmeye başladı. Yerel işyerleri yavaş yavaş azalıp ülke çapında markası olan işyerlerinin şubesi artmaya başladı.
Artık esnafın veresiye defteri yoktu. Hali vakti olmayanlar daha sonra vermek kaydı ile borçlanamıyordu. Adına AVM denilen işyerleri parayı peşin alıyordu. Vatandaş da bu parayı veriyordu.
Marka mühimdi. Gerekirse aç kalınır markadan taviz verilmezdi.
Artık ilçe ne köye benziyordu ne de ile.
Tuhaf bir insan topluluğu vardı. Kimse kimseyi şehirli, köylü ve kentli diye ayırmıyordu. Ayıramıyordu. İnsanların sadece “resmi” kimlikleri vardı.
“Aidiyet” ile “kimlik” arasındaki farkı bilen yok gibiydi.
Zaten “aidiyet” de kaybolmuştu o keşmekeşin içinde.
Kimliksiz bir cemiyette yaşıyorduk. Tabii resmi kimlik hariç…
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
ZEKİ ORDU
YARIM ASRIN ARDINDAN ŞEHİRLERİMİZ
Bir şehri hatırladığımda aklıma hemen sözleri Orhan Arıtan ve bestesi Selahattin Altınbaş’a ait bir eserin mısraları gelir.
Şarkının ikinci mısraı “Maziye bir bakıver neler neler bıraktık” şeklinde…
Peki mazide kalan neydi?
Neleri geride bıraktık, neleri yarınlara taşıdık?
Özellikle ilçe merkezlerinde olan değişiklikler daha belirgindi son yarım asra göre. Zamanla köyler de değişime ayak uydurduktan sonra köy, ilçe ve il sadece bir yönetim birimi olarak ayrıldı birbirinden.
Köylüler şehirden süt, yumurta, peynir ile muhtelif sebzeleri almaya başladıktan sonra isminim ne olduğunun ne ehemmiyeti olabilir ki?
Bu üçlüden yani köy, ilçe ve il üçlüsünden hep ilçeler farklı gelmiştir bana. Çünkü köylü ve şehirli nettir. Her köylü aynı şartlar altında yaşar. Bedeni çalışma esastır. Güce dayalı bir hayat tarzları vardır.
Tarla takın işleri, hayvancılık, ziraat ve buna benze birtakım meşgale.
Alın teri, yorgunluk, gelecek kaygısı ve çocukları…
Şairin; “Viran olası hanede evlad ü ıyal var” demesi gibi. Âşık Dertli ’ye ait olan bu mısra bundan yarım asır önceki Anadolu insanın anlatıyor. Kısaca şöyle demek: Bakmakla yükümlü bir ailem var…
Konu uzadıkça uzadı biz bir türlü şehre gelemedik.
İlçelerde yönetim birimleri, muhtelif memurlular ve ticaretle uğraşan esnafın dışında; köylerinde geçim sıkıntısı çekmiş kişilerden göç eden insanlar olurdu.
Erkek memurlar takım elbiseli, kadın memurlar kumaş etekli ve üzerinde erkeklerin ceketine benzer bir kıyafet olurdu. Yani “Memur milleti” kendini hemen belli ederdi.
Sonra seyyar satıcılar, boyacılar, simitçiler, muhtelif eşya satan şahıslar veya küçük dükkânlar bulunurdu.
Lokantaların içini öğle saatlerinde daha kalabalık olurdu. Vakit namazına yarım saat önce gelen piri faniler ezanı beklerken aralarında muhabbet ederlerdi.
Sokaklarda her türlü kişi kendi sosyal sınıfını temsil eden kıyafetlerle gezerlerdi.
Zaman içinde kıyafetler birbirine benzemeye başladı. Erkek kıyafetleri yaz ve kış birbirine benzerken kadın kıyafetleri mevsimine göre değişiyordu. Kadınlarda yaz ile kış kıyafeti arasında bulunan açıklık çok fazlaydı. Gören de erkekleri çok üşüyen canlılar sınıfına dâhil edecekti.
Zaman ilerledikçe bazı markalar dikkat çekmeye başladı. Yerel işyerleri yavaş yavaş azalıp ülke çapında markası olan işyerlerinin şubesi artmaya başladı.
Artık esnafın veresiye defteri yoktu. Hali vakti olmayanlar daha sonra vermek kaydı ile borçlanamıyordu. Adına AVM denilen işyerleri parayı peşin alıyordu. Vatandaş da bu parayı veriyordu.
Marka mühimdi. Gerekirse aç kalınır markadan taviz verilmezdi.
Artık ilçe ne köye benziyordu ne de ile.
Tuhaf bir insan topluluğu vardı. Kimse kimseyi şehirli, köylü ve kentli diye ayırmıyordu. Ayıramıyordu. İnsanların sadece “resmi” kimlikleri vardı.
“Aidiyet” ile “kimlik” arasındaki farkı bilen yok gibiydi.
Zaten “aidiyet” de kaybolmuştu o keşmekeşin içinde.
Kimliksiz bir cemiyette yaşıyorduk. Tabii resmi kimlik hariç…